24 Ocak 2011

ESENGÜL YILDIZ - NAİME YILDIZ




Eğitim sistemindeki yenilikler hem öğrencileri hem öğretmenleri etkiledi. Enstitüler yerini eğitim fakültelerine bırakırken özel okul ve dershane kavramı da hayatımızın vazgeçilmezleri arasına girdi.
Elbette geçmişteki tüm öğretmenler çok iyi, şimdikiler de çok kötü değil. Zaten öğretmenlerin kendi niteliklerinden çok öğretmen yetiştirme sistemini sorgulamak gerekir diye düşünüyorum. Yanlış olan, öğretmenliğin, herkesin yapabileceği, sıradan bir meslek haline getirilmesi. Yoksa bugünün gençleri içerisinde de öğretmenliği canı gönülden isteyenler var. Hem de idealizm öldü diyenlere taş çıkarırcasına...
Öğretmenler geleceğimizin mimarları. Onlar ne kadar başarılıysa, ülkelerin gelecekleri o kadar parlak oluyor. Ve bugün her şeye rağmen ülkemiz hâlâ dimdik ayakta kalabiliyorsa, bunu yine öğretmenlerimize borçluyuz.
Okulların kapanmasına, tatilin gelmesine üzülünür mü? Eğer öğretmeninizi çok seviyorsanız, üzülürsünüz. Öğretmeninizi anneniz, babanız kadar yürekten sevebilir misiniz? Eğer emekliliğini erteliyor ve sizi mezun edinceye kadar her türlü zorluğa göğüs gerip yanı başınızda oluyorsa, cevabımız elbette “evet”…
Öğretmenlik mesleğini sevdiren genelde öğretmenlerimiz olmuştur. Bilirsiniz ilkokul sıralarında başlar bu mesleğe hayranlığımız. Ya başka bir meslek bilmediğimizden ya öğretmenimizi çok sevdiğimizden ya da öğretmen olmak istediğimizden… Çünkü öğretmenlik güzel ve kolay bir meslek gibi gelirdi gözümüze o zamanlar… Oh ne rahat, ne ev ödevi var, ne imtihana giriyor diye düşünürdük. “inşallah siz de öğretmen olursunuz da o zaman anlarsınız” diye ettiği bedduayı biz dua diye algılar “aman hocam inşallah!” derdik sınıfça koro halinde… Ev ödevi vermediği günler cennetten bir gün gibi gelirdi bizlere... Öğretmenimiz gözümüzde dağlar kadar büyürdü o zamanlar. O her şeyi bilen, eşi bulunmaz, sözünden asla çıkılmaz bir varlıktı, söylediği her şey doğru idi, kanun idi bizim için. Onun sevdiklerini sever, onun sevmediklerini sevmez, takdir ettiklerine hayran olur etmediklerinin yanına bile yaklaşmazdık. Onun yanlış söylediği nerde görülmüş?…
Öğretmenlik, bu kadar ince ve dikkat isteyen bir meslek işte! İki ucu keskin bir meslek! Saygınlığı, güzelliği mesleği icra edenlere bağlı olan bir meslek! İyi bir öğretmen hem kendisine hem de çevresine sonsuz iyilik ve güzellikler sunar. Onun bir gülümsemesi, bir selam vermesi, bir baş okşaması, bir teşekkür ederim, bir aferin, çok başarılısın, sen yaparsın, başarırsın demesi belki öğrettiği bilgilerden de çok daha derin ve kalıcı etki bırakır minik kalplerde. Bunu o fark etmez belki ama minik kalpler için yeni bir çağın başlangıcı olur mutlaka sözler…
35 yıllık müzik öğretmeni Naime Yıldız deneyimi, zerafeti ve güler yüzüyle öğretmenlik mesleğinin ne kadar özel bir meslek olduğunu bir kez daha hatırlattı bizlere… Bütün ömrünü öğrencilerine adamış çok değerli bir eğitmen… Çocukları çok iyi tanıyan, yıllardır biriktirdiği tecrübelerini gelecek nesillere aktarmayı hedefleyen çalışmaları ve Türkiye’nin ilk Güzel Sanatlar Kreşi’ni açmasıyla miniklerin gözünde “hayatın müzikli yüzü” Naime öğretmen…
Kreşin diğer kurucu ortağı pedagog Esengül Yıldız ile birlikte yarının büyüklerinin “sosyal, dolayısıyla mutlu bir birey olarak yaşamına devam etmesinde” en önemli rolü üstlenen Naime Yıldız ile güzel sanatlar kreşi çalışmalarını ve günümüz eğitim sisteminin sıkıntılarını konuştuğumuz keyifli söyleşimizin ardından mutlu, hep ileriye bakan, dinlemeyi bilen, beyninin hem sağ hem sol lobunu kullanabilen dolayısı ile güçlü bir analitik zekaya sahip, özgüvenli, ne istediğini bilen, özgür ama sınırlara saygılı, iç dünyasında olup bitenleri resmederek ya da notalara basarak anlatabilen yani bir şekilde ama mutlaka kendini ifade edebilen bireyler yetiştirmek adına çıktıkları yolda başarılar diliyorum.
- Güzel sanatlar kreşi açma fikri nasıl oluştu?
Naime Yıldız:Eğitimin çeşitli basamaklarında, yıllardır çalışanlar olarak eğitimin en başarılı olduğu yaş grubunun 0-6 yaş olduğunu belirledik. Bu yaşta verilen kas ve motor gelişimi yanı sıra görsel anlamda yapılanların başarı yüzdesinin diğer yaşlara göre daha yüksek olduğunu fark ettik. Tecrübelerimiz de dayanarak konuyu uygulama alanına getirdik. Yapılanma program ve uygulama ile ilgili herhangi bir örneğimiz yok. Bu alandaki çalışmaları da üstlenerek kurumu haziran 2010 dan itibaren işletmeye açtık. Kurum daha önce okul öncesi eğitim veren ve bu konuda başarılı yuvalardan biri olması nedeniyle çalışmaları kurumun hazır öğrencileriyle başlattık.
- Antalya'daki kültür sanat a bakışı nasıl değerlendiriyorsunuz? Ailelerin çocuklarının sanat içinde olması ile ilgili görüşleri nasıl?
Naime Yıldız:Antalya’da opera ve bale ile senfoni orkestralarının yarattığı kültür ortamı, klasik müzik festivalleri, film festivalleri ve diğer kültür hareketleri Antalya halkını bu konuda bilgilendirdi ve böylece bununla ilgili yapılanma bireysel bir ivme kazandı. Antalya kültür ve sanat konusunda büyük illerdeki hareketliliğe sahip. Çocuklarını bilinçli yetiştiren ailelerde kültür ve sanat izleme oranı yüksek olduğundan, eğitimde güzel sanatlardan destek alma görüşü yüksektir. Bir de ebeveynlerin bu konuda çocukluklarından kalma özlemleri konuyu daha önemli hale getirmektedir. Bu nedenle Güzel Sanatlar Eğitimi bir aile projesine dönüşmektedir. Hatta çocukları ile birlikte eksiklikleri tamamlayan ebeveynler hiç de az değildir.
- Güzel Sanatlar Kreşine seçilmiş çocukları mı alıyorsunuz?
Naime Yıldız:Güzel sanatlar; zekanın diğer başlıkları gibi uyarılarla işbaşı yapan merkezlerindendir. Bu yüzden uyarının henüz verildiği yaşlarda, çocukların seçiliyor olması eğitim eşitliği açısından uygun değildir. Ölçme; konunun ya da başlığın tanıtılması, uygulanması ve pekiştirilmesinden sonra ilgi alanı saptaması olarak belirlenir. Değerlendirme bir ölçüye göre değil, kişisel ilgi ölçü alınarak yapılır. Bu yüzden çocukların seçilmesi söz konusu değildir. Eğitim, uygulamalı alanlarda bireysel yapıldığından konunun "çocuğa özel" olması değerlendirmeyi de gelişen bireysel davranışlarına göre yapılmasını sağlamaktadır.
- Sanatın herhangi bir koluyla uğraşmak için yetenek şart mıdır?
Naime Yıldız:Benim mezun olduğum yıllarda sanat enstitüleri çok az mezun veriyordu. O yıllarda özellikle büyükşehirlerden başlayan bir talep karşılama vardı. Lise ve dengi okullarda müzik dersleri veriyorduk. Hayatında hiç nota görmemiş, hiç enstrüman tutmamış bir gencin eline flüt veriyorsunuz ve gençlerin beklentilerinden uzak çocuk şarkıları öğretiyorsunuz. Gençlerin konuya ilgisizliğinden veya kişisel reddetmeden dolayı bu dersler kişisel beceriksizliklere dönüşüyordu ve kısaca bunun adına “yetenek” deniyordu. Halbuki, 2000 çocuk üzerinde yapılan araştırmaya göre bunların 1984’ü bir enstrüman çaldı. Geriye kalanlarda öğrenme güçlüğü çekenler ve otistiklerden oluşuyordu. Yetenek geliştirilemeyen özel bir olgu olsaydı bu rakamların tam tersi olurdu. Zeka uyarılarla iş başı yapan bir durumdur. 0-6 yaş arasında konuşma, çatal kaşık kullanma, çözüm bulma, arkadaşlık ilişkileri, özgüven gibi konular bu yaşlarda öğreniliyor. Güzel sanatlarla ilgili doğru öğretilerde bulunulduğunda çocuğun öğrenmesi doğal bir sürece dönüşüyor.
-Çocuk gelişiminde ailelerin öncelikli beklentilerini neler oluşturuyor?
Naime Yıldız: Okul öncesi eğitimin asıl amacı,çocuğu bir sonraki eğitim basamağına hazırlamaktır.Bu yüzden aileler,beklentilerini bu konuyu esas alarak,çocuğun kişisel özelliklerini de göz önünde tutarak belirler.Kurum belirli aralıklarla yada gelişen durumlarda veli ile işbirliği yaparak eğitim programlarının düzenli ve istendik işlevini sağlar.Kurumun bu konuda veli bilgilendirme ve yönlendirme ile ilgili toplantıları ve uzman danışmanlarla yaptığı seminer çalışmaları, veli beklentilerini de eğitim kurumu paraleline getirmektedir.Özgüvenli,sosyal,kendini iyi ifade eden,çözüm üreten,kas ve motor gelişimi yapılandırılmış,kendine yeten sağlıklı ve mutlu bireyler hem kurum hem veli açısından öncelikli beklentileri oluşturuyor.
Esengül Yıldız:Okul öncesi eğitim son yıllarda hak ettiği önemi görmeye başladı. Kurumlar bakımevi olmaktan çıktı. Dolayısıyla, velilerin beklentisi de değişti. Ama yine de öncelik temel bakım alışkanlıklarının kazanılmasına yapılan katkı sayılabilir. " çocuğum yeterince ve kaliteli beslensin, hasta olmasın, tuvalet alışkanlığını kazansın" diyor velilerimiz.Tabi , bu istekler daha çok 2-3 yaş çocukların ebeveynlerinden geliyor. Sonraki yaşlarda eğitim -öğretim ve kişilik gelişimi önem kazanıyor. Bizim gibi sanat ağırlıklı bir kreşten tam olarak ne bekleyeceklerini henüz bilmiyor tabi ebeveynler, bizim programımızı dinliyor ve memnun kalıyorlar. Sonuçlarını hep birlikte keyifle yaşayacağız.
-Sanat eğitimi yoğunlaştırılmış okul öncesi eğitim programının içeriğinde hangi dersler bulunuyor?
Naime Yıldız:Sanat eğitimi başlıklarında;resim-seramik,müzik-enstrüman,kulak eğitimi.repertuar ve ritm eğitimi,ritmik dans,jimnastik ve bale bulunmaktadır. Haftalık ders programlarında her yaş grubuna göre belirlenen sürelerde sık aralıklarla tekrarlanan bir program uygulanır. Enstrüman dersi bireysel olmak üzere diğer dersler toplu yapılıyor. Dersler özellikle okul öncesinde uzmanlaşmış eğiticiler tarafından verilir.
-Çocuğun okul öncesi eğitiminin güzel sanatlar ağırlıklı olması okul döneminde uyum sıkıntısı yaratır mı?
Esengül Yıldız:Elbette böyle bir durum söz konusu değil. Bizim okul öncesi eğitim alanında 17 yıllık bir geçmişimiz var. Bu alanda yaptığımız bir çok araştırma var. Duygularımıza göre değil, çocuğun doğasına uygun hareket ediyoruz. Ayrıca Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü tarafından denetleniyor ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim programına uyuyoruz. Biz, sanat programı yoğunlaştırılmış okul öncesi eğitim kurumuyuz. Üstelik okul öncesi eğitim alanında standart üstü bir hizmet sunduğumuzu söyleyebilirim. Fiziki alan, uyku odaları, yemek odaları ve etkinlik odaları var. Masal okumak ve hayal kurmak için ayrı odalar yapılandırdık. Çocuğun gelişimindeki tüm incelikleri değerlendirip, yol haritamızı ona göre belirliyoruz.
-Okul öncesi eğitimde en önemli kriter ne olmalıdır?
Naime Yıldız:35 yıllık öğretmenlik yaşamımda piyano derslerinin en başarılı olduğu yaş grubunun okul öncesi dönemde olduğunu gördüm. Dersler zordur ama miktarını öğrenciye göre ayarlamak önemli olandır. Okul öncesi çok hassas dengeleri olan bir dönem olduğu için bu konuda çok deneyimli olmak gerekiyor. Bizim değil çocuğun ilgisinin önemli olduğu bir bakış açımız var. Bizim için ders saati ya da bir saatlik ders gibi bir kavram yoktur. Burada önemli olan kriter çocuğun ilgiyle dinlediği ve uyguladığı süredir. Çocuk müziği, çocuk şiiri, çocuk edebiyatı gibi branşlarda eğitim almış olmam ve okul öncesi çocukları tanıyor olmamız bizim en büyük ayrıcalığımız. Çocuklara yönelik piyano metodlarıyla müzik derslerini olması gerektiği aşamadan başlatıyoruz. Notaları hafıza oyunlarıyla, onlara uygun kas çalışmalarıyla destekliyoruz. Nota öğrenmemiş birinin önüne notaları ve enstrümanı koyup “haydi çal” dediğinizde ve çalamadığında bunun adı “yeteneksizlik” oluyor. Tam aksine bunun adı bilgisizliktir.
Esengül Yıldız kimdir?
1965 Keşan doğumlu. 1982 Beşiktaş Kız Lisesi Mezunu. 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Pedagoji Bölümü’nden mezun oldu.1995 yılına kadar okul öncesi eğitim kurumlarında yöneticilik yaptı. 1995’te Antalya’ya yerleşti. Yaratıcı Drama konusunda bir çok seminere katıldı. 2003 yılında Almanya’daki okul öncesi eğitim kurumlarını inceledi. Eğitin modeli olarak Montessori uygulamalarını benimsedi. 2004’te hayalim dediği İlk Çizgi Çocuk Evi’ni kurdu. 2010 Haziran ayından beri ortağı Naime Yıldız ile “İlk Çizgi Güzel Sanatlar Kreşi” olarak yola devam ediyor.
Naime Yıldız Kimdir?
1956 yılında Kayseri’de doğdu. 1974 Öğretmen Okulu,1978 Gazi Eğitim Entitüsü Müzik-Şan Bölümü’nü bitirdi. Prof.Dr. Suna Çevik ve Saip Egüz2den şan eğitimi aldı. Talim Terbiye Dairesi müzik komisyonlarında görev yaptı. Yozgat, Kütahya, Ankara,Adana ve Antalya’da müzik öğretmeni olarak çalıştı. 1993 yılından sonra okul öncesi eğitim kurumlarında müzik öğretmenliği ve rehberlik çalışmalarına başladı. 2010 Haziran ayında ortağı Esengül Yıldız ile “İlk Çizgi Güzel Sanatlar Kreşi” ni kurdu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder