25 Mart 2010

NURİ ÖZTUNÇ

Bu haftaki sohbetimizi dünyanın bilinen en yaşlısı kabul edilen, elindeki ilk belgede 18 Ramazan 1302 doğumlu, Miladi takvime göre de 1 Temmuz 1885 doğumlu olan Nuri Öztunç ile gerçekleştirdik.

İnanması gerçekten zor aslında ama gerçekler insanı şaşırtabiliyor. Röportaj öncesi hesaplamalarımızda acaba Nuri Dede’nin yaşı gerçek mi diye epey kafa yorduk ama kendisini gördüğümüzde ve anlattıklarını dinlediğimizde “41 kere maşallah” demeden duramadık.

Benim yaşım, Nuri Dede’nin torununun torununa denk geliyor. Hal böyle olunca Nuri Dede’nin anlattıklarını dinlerken tarih kitapları dile geldi gibi hissediyorsunuz. Nuri Dede hayatını anlatırken, ben şaşkınlığımı gizlemekte zorlandım, yaşının aksine oldukça dinç ve hafızası gayet yerinde. Hikâyesini anlatmaya başladığında, benim gözümün önüne gelen tabloda 1800’lü yılları 15 sene yaşamış, 1900’lü yılları tamamen bitirmiş, 2000’li yıllardan da 10 seneyi gördüğünü anlayınca yüzümdeki şaşkın ifadeyi ve yaşadığım duyguyu inanın kelimelere dökmekte zorlanıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti 87 yaşında.

Nuri Öztunç’un yaşı ise 125…

Yani Nuri Öztunç, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden bile 38 yaş büyük.

Yıl 1885, Sultan II. Abdülhamit dönemi, 623 sene hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nun otuz dördüncü padişahı… Ardından Sultan Mehmed Reşad ve Sultan Mehmed Vahdettin dönemleri…

Ya cumhurbaşkanları?

Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Celal Bayar, Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk, Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer, Abdullah Gül…

Ve sayısını hatırlamakta bizim bile güçlük çektiğimiz onca başbakan…

Nuri Öztunç, 3 padişah, 11 Cumhurbaşkanı ve 60 hükümet dönemini yaşadığı halde, maalesef hiç birini yakından göremedi. Çünkü 125 yıldır yaşıyor ama asıl doğup büyüdüğü yer, Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinin Boğazören Köyü…

Şırnak’ın dağ köyünde doğup büyüyen birinin, son yıllara kadar Cumhurbaşkanı veya Başbakan görmesi mümkün müydü?

Çanakkale Savaşı’nı çok iyi anımsadığını anlatan Öztunç, Atatürk’ü görmediğini, ancak Kurtuluş Savaşı’na katılan arkadaşlarından, Atatürk’e ve savaşa ilişkin anılarını köyünde büyük bir hayranlıkla dinlediğini belirtti.

Öztunç, uzun yaşamasında en önemli etkinin yaşadığı topraklarda saklı olduğunu, ‘tamamen yeşil ve doğal gıdalar tükettiğini’ ifade ederek, ‘Gençliğimde her işi yapıyordum. Çok dinç ve hareketliydim. Şimdi ise istediğim yemekleri değil, her şeyi yemek zorunda kalıyorum’ diyor.

100 yıldan fazla yaşayan insan neler hisseder?

Daha doğrusu, 100 yıldan fazla yaşayanlar mutlu mudur?

Akranları, arkadaşları kalmamış; kim bilir kaç dostunu, kaç yakınını, kaç çocuğunu ve torununu, elleriyle toprağa vermiş 125 yaşında bir dede…

Şırnak gibi bir yerde doğup, 25 yıl önceye kadarki hayatının tamamını Şırnak’ta geçirmiş, fazla gezip görmemiş bir insanın -125 yaşında olsa bile- renkli anıları olabileceğini sanmıyorduk.

Nitekim Nuri Öztunç’un bütün bildikleri de, arkadaşlarının anlattıklarıyla sınırlı… “Savaş döneminde bizim oralara kimse gelemezdi, yol yok, imkân yok, ne işgal etmek için ne de savaşa katılın diye kimse bizim köye gelmedi” diyen Nuri Dede Osmanlı dönemiyle ilgili para birimi olan Osmanlı altınını ve köye vergi almaya gelenleri hatırlıyor. Kurtuluş Savaşı’na da katılmayan Nuri Dede savaşa katılanlardan birçoğunun dönemediğini söyledi.

1945 yılında dayısı ihbar ettiği Nuri Dede, askere 60 yaşındayken gitmiş ve yaşından dolayı 6 ay askerlik yapabilmiş. 8 çocuğu, 150 tane torunu ve torununun torunu olan Nuri Öztunç, evlendiğinde 40 yaşın üzerindeymiş. Fakirlik yüzünden o zamanlar geç evleniliyordu diyen Nuri Öztunç’un babası da öldüğünde 110 yaşındaymış.

3 yüzyıl gören ve altıncı çeyrek asra “merhaba” diyen Nuri Öztunç bize “tarih yazmak” deyimi hatırlattı. Bu hafta 3 yüzyıl görmüş olan Nuri Dede’yle tarihi yazmak bana düştü. Hayatıyla ve anlattıklarıyla bize tarihimizi canlı dinleme fırsatı yaşatan Nuri Dede, Türkçe bilmediği için oğlu Lezgin Öztunç’dan yardım aldık. Bu haftaki ilginç sohbetimizde Nuri Dede’nin uzun yaşamasının kendince nedenleri ve ilginç yaşam öyküsüyle sizleri baş başa bırakıyorum.

-Nuri Dede, çocukluğun nerede geçti?

Benim doğduğum köy dağlık alandı. Bizim oralarda yol yoktu. O yüzden kimse işgal de etmedi, kimse bizim köye gelemedi de… 6 ayda bir yürüyerek Batman’a giderdik. 20 gün falan yürürdük. Pirinç ve şeker alır dönerdik. Onun dışındaki her şeyi biz köyde ekerdik. Kendi ektiklerimizi yerdik. O zamanlar Reşadiye ve Mecidiye vardı onunla öderdik. Kâğıt para o zamanlar yoktu.

-Osmanlı döneminde de vergi alınıyor muydu?

Evet, sadece vergi memurları gelirdi bizim köye, vergi olarak koyun verirdik. Elimizde bulunan ürünün onda birini vergi olarak alırlardı. Benim hayatımda gördüğüm devlet adamı iki kişidir. Bir yüzbaşı gelmişti birde Cumhuriyetten sonra Beytüşşebap’tan kaymakam geldi bizim köyü ziyarete… Birde Van bölgesine Cevdet Sunay’ın geldiğini duymuştuk.

-Nuri Dede, Antalya’ya ne zaman geldin?

Yirmi beş yıl oldu Antalya’ya geleli… Bana bir sene kalıp döneceğiz demişlerdi ama dönemedik. Ben gelmek istemedim ama kandırıp getirdiler. Bir daha da dönülmedi. Bizim oralar çok güzeldir. 10 sene öncesine kadar Antalya’da camiye de gidiyordum ama artık gidemiyorum. Köyümüzü korucular işgal etmiş. Ölmeden köyüme tekrar gitmek tek isteğim. Devletten tek isteğim beni köyüme göndersinler, çocuklarımın imkânları yok, o yüzden devletten istiyorum. Üç aylık 270 lira yaşlılık maaşım var, köyüme gidemiyorum. Başbakanımıza da buradan sesleniyorum, beni köyüme göndersinler. Dün akşamda rüyamda gördüm. Köydeydim, bütün koyunlarım, kuzularım vardı. Rüyamda memleketimdeydim, insan memleketini özlemez mi? Köyümü çok özledim.

-Denizi ilk defa Antalya’da gördün değil mi?

Bizim de Van gölü vardır. Aynı deniz gibidir. Deniz kıyısına, ilk geldiğimiz yıllarda 3 kere götürdü beni çocuklar ama ben sevmedim. (Burada oğlu devreye giriyor ve babasının denize girenlerden, güneşlenenlerden dolayı denizi sevmediğini söylüyor. Eski insanlar dinlerine daha bağlı o yüzden babam denize girenleri görünce günahtır, diye denizi sevmedi diyor.)

-Peki Nuri Dede, 125 yaşında bu kadar sağlıklı olman sizin köyün havasından mıdır?

Bizim oralarda her şey doğaldır. Ben burada sadece yoğurt, pekmez, peynir ve zeytin yiyorum. Bizim oraların eti başkadır, ektiklerimizi yerdik. Havası güzeldir. Gençliğimde her işi yapıyordum. Çok dinç ve hareketliydim. Şimdi ise istediğim yemekleri değil, her şeyi yemek zorunda kalıyorum. Bizim köyde sadece fakirlik vardı onun dışında bir şey görmedim. Sıkıntılarımız sadece fakirliktendi. O yıllar televizyon yok, elektrik yok, yol yok, her günümüz aynıydı. Fakirlikten de çok geç evlendim ben, eşim benden çok küçüktü. Askere de 60 yaşında gittim. O zaman askerlik 4 yıldı diye gitmedim. Dayım ihbar etmiş asker kaçağı diye, beni 1945’te askere aldılar. Gaziantep’te askerlik yaptım. Dayım arkamdan ağladı ama beni ihbar eden de oydu. Savaşları duydum, gidenlerden dinledim ama hiç savaşa katılmadım. Kazım Paşa çok iyiydi. Ben en çok Kazım Paşa’yı severdim.

-Nuri Dede, Kürtlerle Türklerin arasını bozan tartışmalara kızıyor musun?

Benim zamanımda bütün Müslümanlar birlikte savaşıyordu. Bu kan artık dursun. Biz Türklerle kardeşiz ve 30 yıl öncesine kadar hep beraber yaşadık. Şimdi ben bakıyorum kardeş kardeşini öldürüyor. Herkes birleşsin başkasına karşı savaşsınlar. Hepsi Müslüman’dır, niye Kürtlerle Türkler savaşıyor. Bizim bir vatanımız vardır, bir de bayrağımız vardır. Türk bayrağı altında, Türkiye bizim vatanımızdır. Biz yıllarca kardeş olduk, şimdi niye düşman olduk? Barış olsun artık. Hepimiz Müslüman’ız. Artık kavga olmasın. Zamanında ağabey, kardeş gibi yaşıyorduk. O zamanlar düşmanlık yoktu. Türkiye’de artık Türk- Kürt kavgası olmasın, tek isteğim bu. En büyük duam bu, Müslümanlar kavga etmesin, günahtır. Antalya o zamanlar İtalyanların elindeydi, biz birlikte kazandık burayı.

- Atatürk’ü gördün mü, Nuri Dede?

Ben görmedim ama çok duydum. Atatürk zamanında 6 çocuktan aşağı oldu mu kelle başına para alırlardı. Savaştan çıktığımız için, çok çocuk yapılırdı o zamanlar. Araba o zamanlarda da yoktu. Yolları kazmayla kürekle açardık. Pirinç ve şeker almaya ilçeye indiğimizde Atatürk’ü duyuyorduk. Savaştan dönenler anlatırlardı, hayranlıkla dinlerdim. Büyük insandı.

-1923’ten beri 60 hükümet kuruldu, en çok hangi hükümeti sevdin?

Ben en çok Recep Tayyip Erdoğan’ı sevdim. Kürtlerle Türkleri barıştırmak istiyor. Kardeşlik istiyor, bu kan dursun istiyor. Ben de böyle istiyorum. Sadece son seçimlerde gidemedim ama hep oy vermeye götürdüler beni.

-Nuri Dede, yaşadığın en bolluk bereket dolu zaman hangi yıllardı?

1984’den bu yana her şey çok kötüydü. İnşallah bundan sonra düzelir. 1984’den beri ölümler başladı. Çok ölüm yaşandı. Osmanlı döneminde çok fakirdik. Ardından savaş başladı, savaş sonrası da çok yokluk yaşadık. En güzel dönemimiz bölgeye asker girmeden önceki aşiretler zamanıydı. Bolluk içindeydik. Huzur vardı, iş vardı. Ama sonradan yine yokluk başladı. Bundan sonra barış olursa gene bolluk bereket olur. Barış sağlansın çünkü herkes kardeştir.

- Lezgin Bey babanızın sağlığı nasıl, doktora gidiyor mu?

Babamın bir tek ayağında problem var. Ayağı kırılınca yanlış kaynamış o yüzden şimdi yürüyemiyor. 115 yaşına kadar kendi kendine camiye giderdi. Birde bu aralar yeni dişleri çıkıyor, arada kaşınıyorlar diyor. Onun dışında hiçbir hastalığı yok. Babamı kontrole götürdüm. Koridorda bekliyoruz. Bir bayan geldi, tekerlekli sandalyede de annesi oturuyor. Bize dedi ki “ Annem çok yaşlı 90 yaşında acaba sıranızı bize verir misiniz”, ben de “ Tabii buyurun geçin ama benim babam da 125 yaşında” dediğimde kadın inanamadı. Babamı görünce doktorlar bile inanamadı. Maşallah hiçbir hastalığı yok. Aslında o yıllarda askerliğe geç gitsin diye nüfusa kayıt geç yapılıyormuş. Biz hesapladığımızda babamın yaşı 130’un üzerinde çıkıyor ama biz 125 yaşında olduğuna bile kimseyi inandıramıyoruz.

Nuri Öztunç kimdir?

Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinin Boğazören Köyü’nde 1 Temmuz 1885′te dünyaya gelen Nuri Öztunç 60 Hükümet, 3 Padişah ve 11 Cumhurbaşkanı gördü. 8 çocuğu, 150 torunu olan Nuri Öztunç halen Kuzeyyaka Mahallesi’nde oğluyla birlikte yaşamaktadır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder