04 Haziran 2009

POLİS HAFTASINA ÖZEL


1845 tarihi, Türk Emniyet Teşkilatı açısından önemli bir noktadır. Çünkü bu tarihe kadar zabıta olarak nitelenen teşkilat; 10 Nisan 1845’den itibaren polis adı altında hayata geçmiş ve Emniyet Teşkilatının kuruluş günü olarak kabul edilmiştir.


Bizde bu hafta Antalya Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı dört farklı birimdeki polislerimizle hayata dair bir söyleşi yaptık. Yunus Polis Nazım Türkay, Trafik Polisi Asalet Özkan, Toplum Destekli Polis Mehmet Yaman ve Atlı Polis Birliği Zekiye Araratla yaptığımız polis ve polislik konulu söyleşimizde samimi ve içten anlatımları bizlere polislerin hayatından önemli detaylar sundu.


“Polislik hayatı sevmektir; mücadele etmektir; hayatın her anından ders çıkarmasını bilmektir” diyen ekip, anılarını ve tecrübelerini bizlerle paylaştı.


Polislerimiz, Türk Polis Teşkilatının kuruluşunun 164. Kuruluş Yıldönümü çerçevesinde bugün saat 10.30' da Antalya Müzesi önünden başlayıp Cumhuriyet Meydanında son bulacak olan, "POLİS VATANDAŞ EL ELE ANTALYA DA DAHA HUZURLU GÜNLERE" yürüyüşüne Antalyalıların katılımını bekliyorlar.


Bizler de toplum huzuru için özveriyle çalışan polislerimize bir kez daha teşekkür ediyor ve Polis Teşkilatının 164. kuruluş yıldönümünü kutluyoruz.



-Yunus polis hayatımıza yeni giren bir kavram. Sizin açınızdan nasıl?


Nazım: Antalya’nın merkezindeki her yer bizim yetki alanımızdır. Kendimize ayrılmış bölgelerde iki kişilik motorize ekipler halinde çalışıyoruz ve öncelikli görevimiz suçu önlemek aynı anda da elbetteki suçluyu yakalamak. Diğer polislerimizin yaptığından farklı bir şey yapmıyoruz aslında…


-Yunus polislere halkın bakış açısı nasıl?


Nazım: Yunus polislere vatandaşların bakış açısı biraz daha farklı. Bizden beklentileri biraz daha fazla ve bize en çok sorulan soru “Sizin yetkileriniz daha mı fazla?” sorusudur. Bizi diğer polislerden daha sempatik bulduklarını da belirtiyorlar. Bundan dolayı bizler sorumluluklarımızın farkındayız diyebilirim.


-Antalya’da en çok karşılaştığınız suç çeşidi nedir?


Nazım: Antalya çok göç alan bir kent olduğu için suç oranı biraz kabarık. Bundan dolayı da motorsikletle işlenen suçlar biraz daha fazla. Yine de yapılan istatistikler suç işleme oranlarının düştüğünü gösteriyor ki bu bizim için gurur kaynağıdır. Evden hırsızlık konularıyla ilgili de çok detaylı çalışmalarımız mevcut ve halkın da bu konuda bilinçli olması, üzerine düşen önlemleri alması bizim onlardan tek beklentimiz diyebilirim. Polisle daha yakın ve irtibat halinde olunması suç oranlarında ciddi düşüşler sağlıyor denebilir. Şüpheli kişi ya da durum ihbarları çoğu zaman yeni işlenecek suçlarında önüne geçiyor.


-Polisliğin mesai kavramı var mıdır?


Nazım: Sizlerden çok da farklı bir şey yapmıyoruz aslında. Bizlerde insanız. Sizlerden biriyiz. Polisin vatandaştan farklı bir yönü yok aslında. Sadece bizler 24 saat görevdeyiz diyebilirim. Üniformamızı çıkardığımızda da çevremizi gözlemlemeye devam ederiz. Nasıl vatandaş şüpheli bir durumu polise bildiriyorsa bizlerde görev dışında karşılaştığımız olaylarda aynı şeyi yapıyoruz. Toplumun yüzde 5’i suç işlemiş ya da işlemeye niyetli kişilerden oluşuyor. Geri kalan yüzde 95’i bu kişilere karşı savaşan ve önlem alan kısmını oluşturuyor. Bizlerde bu yüzde 95’lik kısmın içinde halkla aynı kulvardayız. Bizlere polis 24 saat görev başındadır diye öğretildi. Ama en önemlisi bizler tek başımıza bir şey yapamayız. Vatandaşla elele olduğumuz zaman bizler elimizden geleni yapıyoruz. Aslında “Polis vatandaş elele, daha huzurlu günlere” sloganı durumu en iyi özetleyen cümle diyebilirim.


- Görev dışındaki vakitlerinizi nasıl geçirirsiniz?


Nazım: Boş zamanlarımda ben ailemle sinemaya ve alışveriş merkezlerine gitmeyi tercih ediyorum. Okula giden çocuğum olduğu için görevlendirilmem dışında da okulunu sık sık ziyaret ederim. Antalya kültürel açıdan pek çok alternatifi olan bir şehir ve ben de fırsat buldukça bu aktiviteleri ailemle birlikte takip etmeye çalışıyorum.


-Tekrar meslek seçmeniz istense polisliği seçer miydiniz?


Nazım: Kesinlikle polisliği seçerdim. Şu anda da başka bir yerden çok daha iyi bir teklif gelse yine polisliği bırakmam. Ben lise yıllarımda polis olmaya karar verdim. Üniversiteyi ve spor akademisini kazanmama rağmen her ikisine de gitmedim. Hatta oğlum şimdiden polis olmayı istiyor ve bu beni çok mutlu ediyor. Bizlerde devlet memuruyuz ama bizim işimizin ayrı bir manevi yönü var. Bizleri bu mesleğe bağlayan asıl şey toplumun huzurunu sağlamakla yükümlü olmamızın verdiği manevi huzurdur.


-Unutamadığınız bir anınız var mı?


Nazım: Çok yakın zamanda iki lise öğrencisi seyir halindeyken arabayla elektrik direğine çarptılar. Aynı kazada bende motorla arkalarından aynı direğe çarptım ve yaklaşık 30 metre sürüklendim. Ayağa kalktım ilk arabadakilere koştum. İkisi de olay yerinde vefat etmişlerdi. O an ne kendimi ne araçları gözüm görmedi. Hep söylenir “Cana geleceğine, mala gelsin” diye bir laf vardır. İşte o an içimden o lafı geçirdim. Keşke çocuklara bir şey olmasaydı. Böyle bir durumda insan hayatının her şeyden önemli olduğuna bir kez daha şahit oluyorsunuz ve bunun üzüntüsünü kelimelerle anlatmak inanın çok zor. Çünkü bizlerde her şeyden önce “insan” faktörü gelir. İki tane pırıl pırıl genci kaybettik, başka söze gerek var mı?



-Antalya’nın bu aralar en önemli sorunu olan trafik sorunu size nasıl yansıyor?


Asalet: Trafik vatandaş için içinden çıkılamaz gibi görünüyor ama kırmızı ışık mobese sistemimiz uygulamaya başlandığından beri kaza oranlarında ciddi düşüşler oldu. İlk günlerde, günde 7- 8 bin araç kırmızı ışık ihlali yaparken şimdi bu rakamı bin araca kadar düşürdük. Mobese görüntülerinden ceza kesmemiz ve postayla evlerine göndermemiz gerçekten caydırıcı oldu. Ben 3 sene önce göreve başladığımda kasksız motorsiklet sürücüsü oranı yüzde 50’leri bulurken bunu şimdi yüzde 20’lere düşürdük. Biz bunu halkın kendi canı ve sağlığı için istiyoruz. Bizim amacımız ceza yazmak değil, kaza sonucu kayıpları azaltmak ve kazaları önlemek. Vatandaş trafik polisini ceza kesen polis olarak algılıyor ama biz bu cezaları kendimiz için değil, vatandaşın canı ve malı için kesiyoruz.


-14 Şubatta hayata geçen “Antalya'nın Trafik Melekleri Anneler” projesinin çalışmaları nasıl gidiyor?


Asalet: Bizler ceza kesmek yerine bu suçları önlemek için ne yapabiliriz dedik ve valilikle ortak yürüttüğümüz bir proje başlattık. "Antalya'nın Trafik Melekleri Anneler" projesi kadınlarımızın trafikte aktif rol alması sayesinde daha güvenli bir trafik ortamı sağlanarak trafik bilinci ve kültürünün geliştirilmesi mümkün olabilecektir. Çünkü kadınlarımızın toplumdaki yeri ve etkileri azımsanmayacak kadar çoktur. Kendini sürekli yenileyip geliştiren, çocuklarına anne, eşine karşı saygılı bir eş ve onların fevri davranışlarını uyararak sakinleştiren, her şeyi ile kontrol bende diyendir. Bu yüzden kadınlarımıza bu konuda da çok iş düşüyor. Şu anda çalışmalar çok güzel gidiyor ve halktan çok güzel tepkiler almaya başladık. Feyzullah Arslan müdürümüzün hassasiyetle üzerinde durduğu bu projeyle trafik kazalarını yüzde altmış oranında azaltmayı hedefliyoruz.


-Bayan polis olmanın zorlukları var mı?


Asalet: Ben çok memnunum ve hiçbir zorluk yaşamadım. Aksine ekip arabasından bayan polis indiğinde insanlar ilk önce şaşırıyor ama daha sonradan çok da seviyor ve yardımcı oluyorlar. En çok karşılaştığım soru “Siz de çatışmaya giriyor musunuz? Siz de ceza yazıyor musunuz?” sorularıdır. Bizim erkek polislerden hiç bir farkımız yok. Onlar ne yapıyorlarsa bizde aynılarını yapıyoruz. Bizim kendi içimizde erkek - kadın ayrımı yoktur. Görev, görevdir. Ayrıca polis üniforması giymek ayrı bir gurur ve güven veriyor kadına… Kadınlarında bu özel görevde çalışıyor olması ayrı bir övünç kaynağımızdır. Bizler görevdeyken kendimizi bayan olarak görmüyoruz, bizler polis memuruyuz. Bu işin kadını erkeği olmuyor. Bu mesleği aşkla yapanlardan biriyim ben de, yine dünyaya gelsem yine polis olurdum.


-Siz boş vakitlerinizde neler yaparsanız?


Asalet: Ben de sanatsal aktiviteleri mutlaka takip ediyorum. Ben henüz yeni evliyim. Eşim de asker olduğu için ikimizin de çalışma saatleri çakışıyor. Bu yüzden boş vakitlerimizi beraber planlamaya çalışıyoruz.



-“Toplum Destekli Polis” lik ne amaçla kuruldu?


Mehmet: 2006 yılında ilk defa Antalya’da kurulan bir birim. Bizim görevimiz mahallelerde vatandaşa birebir ulaşmak, bölgede ne gibi suçlar işlendiğini anlatıp bu konuda nasıl önlemler alabileceklerini söylemektir. Ayrıca şikayetleri, bizlerden beklentileri neler onları da öğreniyoruz.


-En sık hangi sorularla karşılaşıyorsunuz?


Mehmet: Aslına bakarsanız halkın istekleri çok değişik olabiliyor. Ama biz sadece güvenlikle ilgili olanlara bakabiliyoruz. Neden kırmızı ışıkta geçiliyor? Neden sokak lambası yanmıyor? Neden yaya geçidi yapılmıyor? gibi sorularla çok sık karşılaşıyoruz. Zamanla bu soruların çözümleneceğini düşünüyorum. Bizler mala karşı koruma sağlamaya çalışıyoruz ve bizlerin de asıl görevi suçu önlemek. Komşu Kollama Sistemi, Esnaf Polis Elele Projesi gibi projeleri halka anlatmaya ve uygulamalarına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Emekli Dostu Antalya projemiz çok iyi sonuçlar alarak devam ediyor. Her okuldan sorumlu polis memuru arkadaşlarmız var büyük küçük demeden herkese ulaşmaya çalışıyoruz.


-Size karşı halkın yaklaşımı nasıl?


Mehmet: Bizi çok yadırgıyorlar. Bu nasıl polislik diyen çok oluyor. Hatta kendi teşkilatımız içinde bile ilk zamanlar çok yadırganmıştı bu çalışma ama zamanla suç oranları düşmeye suçlular daha çabuk yakalanmaya başlayınca bu birimin de önemli olduğu anlaşıldı. Vatandaş bilinçlendikçe suç oranı düşüyor. Hepimiz bu zincirin birer parçasıyız. Mesela biz her bayramda şekerimizi, kolonyamızı koyar bekleriz. Bayramın son günü olur, kimse gelmez, biz yemek zorunda kalırız. Biz istiyoruz ki vatandaş bize de gelsin bayramlaşalım, sohbet edelim. Bizler için içten söylenen bir teşekkür cümlesi her şeyden değerli… Umudumuz var biz bu bayramda kolonyamız ve şekerimizle halkımızı görev yerlerimizde bekliyor olacağız.


-Sizin unutamadığınız bir an var mı?


Mehmet: Gündüzleri hırsızlığa önlem amaçlı zil uygulamamız vardı. Bir gün yanımda yönetici ve kapıcı bir zile bastım. Ev sahibi su siparişi vermiş. Bende tesadüfen sucuyum dedim. Markasını sordu bu sefer ev sahibi, ben de rastgele bir marka söyledim. Biz o siparişi vermedik dediler. Tam ben polisim diyecektim ki diafon kesildi. Ardından bir bayan indi aşağıya, biz derdimizi anlatana kadar geri çıktı evine, bu olayı ben çok yadırgamıştım. Bizler onlar için oradayız ama o ev sahibi bizi dinlemedi bile… Yine bir gün bir bayanın lastiğini önce patlatıyorlar, bayan lastik için indiğinde arabadan çantasını çalıyorlar. Bayan 155’i arıyor, bana da haber geldi aynı anda, o mahallede çalıştığım için sokak sokak tanıyorum. Olay yerine ilk ben geldim. Adamlar kaçıyor ben de peşlerindeyim. Scooter motorumla araba takip ediyorum, onlarda koca mahallede bir tane çıkmaz sokak var oraya girdiler. Ordan bir kovalamaca başladı. O olayda o gün birbiriyle bağlantılı 13 kişi yakalanmıştı. Scooterla araba kovalamak inanın çok garipti.


- Peki halkın en çok sevdiği uygulamalardan biri olan düdük uygulaması hala devam ediyor mu?


Mehmet: Evet düdük uygulaması hala devam ediyor ve halktan çok ilgi gören bir uygulama oldu. Gece yaşanan suçlarda özellikle hırsızlık olaylarında da caydırıcı bir etken olduğunu düşünüyorum. Hatta bu uygulama ilk başladığında ben de karakoldayım o zamanlar. Bir gece devriyedeyiz hem dolaşıyor hem de düdük çalıyoruz. Gecenin karanlığında bir siteden bir adam balkona çıktı bir şeyler söyledi, içeri girdi. Biz ne olduğunu anlamaya çalışırken tekrar balkona çıktı bir şey fırlattı. Gece karanlığı üzerimize doğru parlak bir şey geliyor. Önce bizde korktuk ama önümüze pat diye bir paket sigara düştü. Adam balkondan “Allah sizi korusun, iyi ki varsınız sağolun” diye bağırdı. Çok şaşırdık arkadaşımla birbirimize bakıp gülümsedik. O anın duygusal tarifi inanın çok farklı…


-Atlı polisleri biz yeni görmeye başladık. Ayrıca bayan olmanız nasıl tepkiler alıyor?


Zekiye: Bizim birimimiz bir yıl önce kuruldu. Motorize ekiplerin giremediği sahil kenarlarında daha çok görev yapıyoruz. Bizim asıl amacımız suçluyu korkutmak ama atlardan dolayı korkan vatandaşlarmızda olmuyor değil… Atın ne tepki vereceğini bilemedikleri için yaklaşmak istemiyorlar. Toplumsal olaylarda daha etkili oluyor. Mesela maçlarda dağılın çağrısına uymuyorlarsa, biz geldiğimizde dağılıyorlar. Yurt dışında bu uygulama oldukça yaygın olduğu için tursitler hiç yadırgamıyor aksine daha güvende hissettiklerini söylüyorlar.


-Sizin bölümünüzün projeleri neler?


Zekiye: Hollanda Emniyet Müdürlüğü ile bir yıllık işbirliği başlatan Antalya Emniyet Müdürlüğü, atlı polislerin eğitimi konusunda destek alacak. Ayrıca bizlerde eğitimin çocuklardan başlaması gerektiğini düşünerek okulları ziyaret ediyor ve öğrencileri Atlı Birliğimize davet ediyoruz. Uzman polislerden atlar hakkında bilgi alan çocuklar, ahırları geziyor, atlara şeker vererek iletişim kurmaya çalışıyor. Öğrenciler, daha sonra at binerek gezinti yapıyorlar. Böylelikle hem hayvan sevgisini hem de polis sevgisini aynı anda vermeye çalışıyoruz. Anne babalardan özellikle ricamız çocuklarını polislerle korkutmamaları gerektiğidir. Bu korku ilerleyen yaşlarda sorunlara yol açabiliyor.


-Atlarla çalışmak nasıl bir his?


Zekiye: İnsan gibi psikolojisi olan hayvanlar. Atlar, üzerindeki binicinin ruh durumunu çok çabuk hissediyor. Sinirliyseniz agresifleşebiliyor. Ya da mutluysanız daha sakin oluyor. İlk başlarda büyük bir atın bakımı zor gibi geldi. Ama zamanla alışıyor ve seviyorsunuz. Sevince gözünüz başka bir şey görmüyor. Öyle bir şey ki, seyislerimiz olmasına rağmen atlarımızla biz ilgilenmek istiyoruz. Bu çok farklı bir sevgi. Her gün antreman yapmaları gerekiyor. Sağlıkları çok önemli. Gece at sağlığından anlayan biri mutlaka nöbetçi kalıyor. Bambaşka bir duygu…


-Halktan nasıl tepkiler alıyorsunuz?


Zekiye: En çok “Ata nasıl çıkıyorsun? Ayağına basmıyor mu? Korkmuyor musun?” sorularıyla karşılaşıyorum. Özellikle bayanlardan çok güzel tepkiler alıyorum. Hem bayan polis hem de atlı polis olmam çok değişik geliyor. Ama evlerimizde biz de diğer kadınlar nasılsa öyleyiz. Ben Atlı Polis Birliğine, Çevik Kuvvetten isteyerek geçtim ve bu kararımdan çok memnunum. İyi ki böyle bir karar almışım. Bu bir bağımlılık, vazgeçemiyorsunuz.


-Görev sürenizde sizin unutamadığınız bir an var mı?


Zekiye: Karaalioğlu Parkı’nda atla insan kovalamıştım. Kovaladığım kişiyi sıkıştırdım ve yunus ekipleri gelip kişiyi almıştı. Polisten kaçmak suçlu için sıradan bir şey olsa da atlı bir polisten kaçmak farklıydı. Atın ne tepki vereceğini bilemediği için kaçamadı bile… Hayat filmlerde görüldüğü gibi inanın değil, hayatın kendi gerçeği var. Özellikle çocukların filmlerde gördükleri olaylara inanmamaları sağlanırsa çok daha olumlu değişimler olur.




Nazım Türkay kimdir?


1974’ te Mersin Anamur’da doğdu. Lise eğitimini Mersin’de tamamlayan Türkay, 2004 yılında İstanbul’da, 2004- 2006 yılında Tunceli’de görev yaptı. 2006’dan beri Antalya’da görev yapan Nazım Türkay evli ve iki çocuk babası.



Asalet Özkan kimdir?


1984 yılında Gaziantep Islahiye’de doğdu. 2006 yılından beri Antalya’da görev yapan Özkan, İktisat bölümü son sınıf öğrencisi ve evli.



Mehmet Yaman kimdir?


1971 yılında Mersin’de doğdu. Baba mesleğini devam ettiren Yaman, Aydın Nazilli ve Antalya’da görev yaptı. 12 yıldır polis memuru olan Mehmet Yaman evli ve iki çocuk babası.



Zekiye Ararat kimdir?


1983 yılında Amasya’da doğdu. 4 yıl Çevik Kuvvette görev yaptıktan sonra bir yıldır

Atlı Polis Birlikleri’nde çalışan Zekiye Ararat aynı birlikten Gültekin Ararat’la evli.


ÖMER DURNA




76 yıldır bayrağımızı göklerde taşıyan Türk Hava Yolları (THY) bu yıl Güney Avrupa’nın en iyi havayolu şirketi ödülü olan “World Airline Skytraks 2009” ödülünü de aldı. İç hatlarda yakaladığı başarıyı dünyanın 5 önemli bölgesinde, 111 noktaya taşıyan THY Antalya’da da yeniliklerine devam ediyor.

Telaşıyla ve neşesiyle türlü insan hallerine sahne olan uçak seyahatleri günümüz insanının vazgeçilmez seyahat aracı olmuş durumda… Son dakikada yetişilen uçuşlar, hafızanızda kalan bir gülümseme, tadını unutamadığınız bir ikram ve belki de ilk uçakla seyahatiniz sırasındaki tedirginliğiniz hala aklınızdayken, bizlerin güvenli bir şekilde seyahat etmesini sağlayan havayolu şirketlerinden biri olan THY’nın başarılı ismi Ömer Durna’nın, örnek iş ve sosyal hayatıyla Antalyalılara hizmet etmekten duyduğu mutluluk gözlerinde hissediliyordu.

Sivil Havacılık sektöründe 20 yılı aşkın bir süredir hizmet veren Durna, 43 ülke 400’den fazla şehir gezdiğini belirterek “Antalya’yı ve Türk Hava Yolları’nda çalışmayı hiçbir şeye değişmem” dedi.

THY Antalya Müdürü Ömer Durna, ilerleyen günlerde 4 dış hat uçuşunun daha direk Antalya’dan gerçekleştirileceğini ilk kez bizlerle paylaştı.

Orta doğu’da 8 yıla yakın görev yapan ve 2006 yılında da Antalya’ya tayin olan Ömer Durna, yöneticilik hayatı boyunca personel memnuniyetini hep en üst seviyede tutmaya özen gösterdiğini belirterek “Personelinize gereken değeri verirseniz, başarılı olmamak için hiçbir neden olmaz” dedi.

Aynı zamanda Antalyaspor’u temsilen TFF’de Genel Kurul Delegesi olan Durna, Antalya’da sosyal faaliyetleriyle de biliniyor. İş hayatındaki deneyimlerini, THY’nın projelerini ve sivil havacılık sektörünü konuştuğumuz Ömer Durna’yla Antalya’dan başlayıp göklere uzanan keyifli bir söyleşimiz oldu.


-2009 yılı turizm sezonu için bir değerlendirmeniz var mı?

Dünya’da yaşanan ekonomik krize bağlı olarak ülkemizde de özellikle ilk üç ayda çok fazla olmasa da düşüşler yaşandı. Ancak Nisan ayından beri özellikle bölgemizde gözle görülür bir yükselme trendi başladı. Bizdeki verilere göre de bunun her geçen gün artacağını gözlemliyoruz. Eylül- Ekim aylarına kadar olan süreyi geçen yılla kıyaslarsak çok büyük farklılıklar olacağını düşünmüyoruz.

-Dünya gündemindeki “Domuz Gribi” salgını turizm merkezi olan Antalya’yı sizce nasıl etkiler?

Şu an kadar Antalya’da böyle bir vaka tespit edilmedi ama ilk günden beri de gerekli önlemler konusunda Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere Antalya Valiliğimizle beraber yürüttüğümüz çalışmalarda da son derece duyarlı ve hassas davranıldı. Özellikle Valimiz Alaaddin Yüksel Bey ve Vali Yardımcımız Hayrettin Balcıoğlu Bey bu konuyla özel olarak ilgilenerek hassasiyetle yaklaştılar. Ayrıca Türk Hava Yolları olarak da Sağlık Bakanlığı tarafından istenen ve riskli olarak belirlenen ülkelerden gerçekleştirilen uçuşlarımızda tüm yolcularımıza “Sağlık Deklerasyon Kartları” doldurtulmakta ve inişte yetkili sağlık otoritesine teslim edilmektedir. Ayrıca tüm uçuşlarımızda gereği halinde kullanılmak üzere maske ve eldiven de bulundurulmaktadır. Uçaklarımızda bulunan havalandırma sistemlerinde “hepafiltre” kullanılmakta olup, bu filtrelerin enfeksiyon yayılmasını engelleyici özelliği bulunmaktadır. Uluslararası standartlara göre temizlenen ve dezanfekte edilen uçaklarımız, riskli bölgeler olarak belirlenen ülkelerden yapılan uçuşlardan sonra yeniden temizlenmekte, dezanfekte edilmekte ve havalandırma sistemlerinde bulunan tüm filtreler gerekli hallerde değiştirilmektedir. Ben bu salgın için gerekli tedbirlerin alındığını ve Antalya turizmini çok fazla etkilemeyeceğini düşünüyorum.

-Antalya Havalimanı’nın Uluslar arası standartlardaki yeri nedir?

Uluslar arası Sivil Havacılık tarafından bir haftadır denetime tabiydik. Tüm sivil havacılık şirketlerini ve havalimanını kapsayan bu denetim Antalya’nın sivil havacılıkta uluslar arası standartlara sahip olduğunun belgelenmesinde çok önemli bir rol oynayacak. Denetim sonuçları resmi olarak ilerleyen günlerde Ulaştırma Bakanlığı’na bildirilecek ama şimdiden denetim ekibinin çok memnun ve olumlu düşüncelerle Antalya’dan ayrıldığını gözlemlediğimi belirtmek isterim. Fransa’dan, Belçika’dan, Hırvatistan’dan ve Hollanda’dan gelen dört denetim uzmanı son derece titiz bir çalışma sergilediler ve buradan çıkacak sonucun Antalya için çok önemli olacağını özellikle belirtmek isterim.

-THY’nın şirket önceliğini ne belirliyor?

Türk Sivil havacılığında eskilerin tabiriyle Türk Hava Yolları ‘mektep’dir. Gerçekten burası bir okuldur. THY Uluslar arası Eğitim Akademisi var. Eğitime çok önem veren bir kuruluşuz. Mesleki eğitime yıllık ciddi bir bütçe ve zaman ayırıyoruz. Üstelik bu eğitimler sadece personel için değil, yönetim bölümünden başlayan ve en alt kademeye kadar olan herkesi içine alan çalışmalar. Belirlenen konuda ilk Yönetim Kurulumuz bilgilendiriliyor uygun görüldüğü takdirde de diğer kademelere yansıyor. Meslek içi eğitimin yenilikleri ve değişen standartları yakalamada sektörde ne kadar büyük bir fark yarattığını da görüyorsunuz. Başarılı olmak ve başarıyı devam ettirmek için ne yapılması gerektiğini bilen ve bu konuda her şeyi yapan bir firmayız. Antalyalı olmam ve böyle kurumsal bir firmada Antalya’ya hizmet ediyor olmak benim için tarifsiz bir mutluluk diyebilirim.

- Yurtdışında uzun süreli çalışmanın zorluklarını yaşanıdınız mı?

Ben mesleğe saha da başladım. Farklı ülkelerde çalışmanın farklı kültürler öğrenmenin mesleğe çok ciddi katkısı oluyor. Benim görev yaptığım ülkelerin hepsi birbirinden farklıydı. Özellikle benim bulunduğum dönemler o ülkelerin yaşam koşullarının da en zor olduğu yıllardı. Farklı kültürler her zaman ilgimi çekmiştir ve başka bir ülkede yaşamak başka bir şekilde elde edemeyeceğiniz bir çok deneyim oluşturuyor. 8 yıl Suriye, Lübnan ve Pakistan’da bulundum ve oralardaki dostluklarım hala devam etmektedir. Ben Ortadoğu’da yaşam koşullarının zorluğuna rağmen daha rahat çalıştığımı düşünüyorum. Yaşam koşulları bu kadar zor olmasına rağmen THY bu bölgelerde müdürlük açarak ülkeler arası hem ticari hem sosyal anlamda yapılacak çalışmalara da öncü olmaktadır.

-Antalya’dan yapılan yurtdışı uçuşlarda yeni eklenen seferler olacak mı?

Geçen yıl Antalya’dan Moskova’ya tarifeli seferler başladı ve şu anda da her gün tarifeli uçuşlarımız devam etmektedir. Çok da güzel gidiyor. Size bu konuda ki son gelişmeyi de haber veriyim. Birkaç gün önce yapılan Yönetim Kurulu toplantısında alınan karar doğrultusunda 2009 yılı içerisinde Paris, Stockholm ve Düsseldorf’ a tarifeli seferler başlatılacak. Şimdi teknik detaylar üzerinde çalışmaktayız. Bu çalışmaların artarak devam edeceğini de umuyorum.

-Sektörel rekabet Antalya’da Türk Hava Yolları’nı nasıl etkiliyor?

Bizim Antalya’da bu konuyla ilgili bir sıkıntımız yok. THY’nin marka değeri ve alışılmışlığı bizim yolcu profilimizin aradaki farkı göze almasını sağlıyor. Low Cost Carrier diye iç hatlarda hizmet veren Anadolu Jet kuruldu. Anadolu Jet herkes uçakla seyahat edebilsin diye kuruldu. Burada geriye sadece İstanbul kalıyor. İstanbul’da da belli bir yolcu profilimiz var ve hizmet kalitesinden ödün vermeyi düşünmüyoruz.

-Küresel mali kriz dünyada bir çok önemli kuruluşu etkiledi. THY’nın bu konuyla ilgili bir çalışması oldu mu?

Bu konuda her zaman elimizde hep bir B planı vardır ama bizim C ve D planlarımızda hazır… Gerektiği hallerde yönetimimizin talimatları doğrultusunda bu planlar devreye sokuluyor zaten ama şu an için bizim böyle bir kaygımız yok. Bir çok havayolu şirketi kapasitesini azaltırken,Türk Hava Yolları yolcularına uygun fiyatla sunduğu kaliteli ürününe güveniyor. 2009 yılı bütçesinde öngördüğümüz yüzde 21 oranındaki kapasite artışımız ise bu iddiamızın en büyük göstergesidir.

-Görme fırsatı bulamadığınız bir ülke var mı?

Bugüne kadar 40 ülke de bulundum. 400’e yakın şehire de resmi ya da özel ziyaretlerim oldu. Çok görmeyi istediğim bir şehir olduğunu sanmıyorum ama gördüklerim içerisinde Suriye ve Lübnan’ı çok seviyorum. Suriye ve Lübnan’ın yaşam tarzları, yeme-içme kültürleri bize çok benziyor. Kendinizi çok rahat hissediyorsunuz. Avrupa’nın bir çok noktasında ve Uzakdoğuda’da bulundum ama en rahat ettiğim ve yiyecek sıkıntısı çekmediğim iki yer oldu. Yemek yemek benim için bir keyiftir ve o bölgelerdeki yemek kültürü gerçekten bağlayıcı olabiliyor. Ayrıca Ortadoğu’da bölge insanının Türklere olan yaklaşımı çok farklı… Türkiye’yi bir abi, bir hami olarak görüyorlar. Bu çok tarifsiz bir duygu… Pakistan depreminde ben Pakistanda’ydım. Depremden hemen sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilk elini uzatan ülkelerdendi ve bir kez daha gurur duydum. Bütün Bakanlar ve dönemin Başbakanı bölgeye geldiler. Birlikte deprem bölgesine gittik. O dönemde mali olarak da en büyük yardım Türkiye’den geldi. Gemilerle erzak ve giyecek yardımı yapıldı. THY ücretsiz kargo seferleri düzenledi. Orada çektiğim resimler var. Çaresizliğin ve acının fotoğrafını o bölge de çok net gözlemledim. Pakistan halkının normalde de bizlere karşı ilgisi ve sevgisi vardı ama depremden sonra bu sevgi ve sempati gözle görülür derecede arttı. Nereye giderseniz gidin Pakistan’da, Türk olduğunuzu anladıkları anda sizin için bir şeyler yapmaya çalıştıklarını hissediyorsunuz. Pakistan halkının bizlere duydukları minnet ve sevgiyi hissettiğim ve beni hayatımda en çok etkileyen olay yaşanan bu afet sonrası gördüğüm ilgi ve sevgidir.

-THY’nın 2009 projelerinden bahseder misiniz?

Türk Hava Yolları son beş yıl içerisinde, uçuş ağını yüzde 44 oranında büyütmüştür. 2009 yılında iç hatlarda Çorlu, Çanakkale ve Uşak, dış hatlarda ise Ufa, Meşhed, Dakar, Nairobi, Sao Paolo ve Bingazi’ye karşılıklı seferler düzenlenmeye başlanmıştır. Bu yıl içinde dış hatlarda Göteborg, Lviv ve Toronto’ya da seferlerin başlatılması planlanmaktadır. Farklı bölgelere seferler oluşması her iki ülkenin ticari gelişiminde çok ciddi önem taşımaktadır. THY filosuna yeni katılan uçakları ile her yıl daha ileriye gitmeye devam edecektir.

- THY’nın başarısının sırrı nedir?

THY’nı rakiplerinden ayıran ve öne çıkaran kaliteli hizmet anlayışımız ve güvenilirlik politikamız bizim en önem verdiğimiz konudur. 1 Nisan 2008 tarihinde Star İttifakı’na tam üyelik tamamlanmıştır. 2009 yılı Güney Avrupa Bölgesinin en iyi havayolu seçilen Türk Hava Yolları, Association of European Airlines (AEA) içerisinde en az bagaj kaybeden havayolu… THY son beş yıl içerisinde, AEA içerisindeki yolcu pazar payını yüzde 3,4’den yüzde 6,2’ye çıkararak, AEA’da konumunu yüzde 82 oranında arttırmıştır. Ayrıca uçak içi eğlencede Avrupa üçüncülüğümüz bulunmaktadır. Bütün bunlar bir kişinin başarısı değil, profesyonel ve kurumsal bir ekip çalışmasının sonucudur.


Ömer Durna Kimdir?


Antalya’da doğumlu olan Ömer Durna, ilk, orta ve lise öğrenimini Antalya’da tamamladıktan sonra öğrenimine İngiltere ve daha sonra Amerika’da devam etmiş; askerlik hizmetine müteakip Türk Hava Yollarında göreve başlamıştır.


Amerika Federal Havacılık Akademisi ve Amerika Ulaştırma Güvenlik Enstitüsündeki eğitimlerini tamamladıktan sonra, 20 yılı aşkın bir süredir sivil havacılık sektörünün değişik kademelerinde görev yapmış, yaklaşık 8 yıl süre ile de THY’nın Lübnan, Suriye ve Pakistan Müdürlüğü görevlerinde bulunmuştur. 2006 yılında THY Antalya Müdürü olarak Antalya’da göreve başlamış olup halen bu görevini sürdürmektedir.


Gerçek bir Antalya sevdalısı olduğu da bilinen Durna, Antalyaspor’u temsilen Türkiye Futbol Federasyonun’da Genel Kurul Üyesi olarak bulunmaktadır. Evli ve iki erkek çocuğu olan Durna, İngilizce ve Arapça bilmektedir.



OSMAN NURİ GÜLAY

Eğitimin insan hayatında ne derece önemli ve etkili olduğu Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözünden açıkça anlaşılmaktadır. Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı ve yüce bir toplum halinde yaşatır ya da onu köleliğe ve yoksulluğa iter.

Geleceği görebilmek için geleceği bu güne taşımak gerekir. Bu da gelecekte her şeyimizi teslim edeceğimiz çocuklarımızı ileriye dönük yetiştirmemizdeki başarımıza bağlıdır. Çocuklarımızı geleceğe hazırlama ailelerin, eğitim kurumlarının, çevrenin, toplumun ve bütün kesimlerinin ortak sorumluluğu olmalıdır.

Günümüzde artık değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu fark etmeyen yoktur. Hiçbir şey durağan değildir. Her şey değişiyor ve hızla gelişiyor. Değişen ve gelişen dünyaya uyum sağlamak, toplum olarak çağdaş dünya standartlarını yakalamak hatta bunun da ötesine gidip uygarlığa katkıda bulunmak, toplumsal ve kültürel kalkınmayı en üst düzeyde gerçekleştirmek, en değerli varlığımız olan çocuklarımıza iyi bir gelecek hazırlamak eğitim – öğretime vereceğimiz önem ölçüsünde mümkün olacaktır.

“Eğitim-öğretimdeki amacımız öğrencilerimizi öğrenmeyi öğrenen, özgür düşünen, kendine güvenen, vatanına- milletine-milli değerlerine bağlı, ülkesini seven, kültürünü özümsemiş, başarının bilgi birikimine bağlı olduğunu fark eden, bilgili, becerikli, üretken, kendisinin ve toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilen, mutlu ve çağdaş dünyanın saygın bir bireyi olarak yetiştirebilmektir” diyen İl Milli Eğitim Müdürü Osman Nuri Gülay, bizlerle göreve başladığı günden bugüne yaptığı çalışmaları paylaştı.

Antalya’daki en büyük sorunlardan biri olan okul sayısı sorununu hızla çözdüklerini belirten Gülay, Antalya’nın ÖSS ve SBS’deki başarısını arttırmanın da öncelikli hedefleri olduğunu belirtti.

İl Milli Eğitim Müdürü Osman Nuri Gülay’la Antalya’da eğitimin sorunlarından, okullardaki şiddete, projelerinden anılarına uzanan keyifli bir şöyleşimiz oldu. Kendini eğitime ve çocuklara adamış olan Gülay, samimi ve içten anlatımıyla bizlere bir kez daha eğitimin önemini hatırlattı.

-Teknolojik gelişmelerin çocuklar üzerindeki olumsuz etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnterneti bir bal arısına benzetiyorum. Eğer bunu olumlu yönde kullanırsanız balından yararlanırsınız şifa bulursunuz eğer olumsuz yönde yararlanırsanız zararını görürsünüz. Çocukların internetin balından yararlanmaları için okullarda 500 bin civarındaki zararlı siteye girişi bloke ettik. Çocukları interneti nasıl kullanmaları gerektiği konusunda bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Bu konuda bir kitab hazırlayıp velilerimize gönderdik. Çünkü internetin bir ayağı da evlerde devam ediyor. Velilerin çocuklarının hangi sitelere girdiğini takip etmesi ve uygun filtreleme programlarını kullanmaları gerekiyor.

-Öğrencilerin olumsuz davranışlarının önlenmesiyle ilgili çalışmalarınız var mı?

Çocukların boş zamanlarını sokaklarda geçirmelerini önlemek onların yetişmesinde çok önemli katkı sağlıyor. Çocukları sanata ve spora yönlendirmek ileride geri dönüşü olmayan hatalar yapmalarını engelliyor. Bu konuda bir Türkiye rekoruna imza attık ve 268 halk oyunları ekibi kurduk ve bunların 107 tanesi yarışmalara katıldı ve bu Türkiye’ de bir rekor. Hedefimiz bu faaliyetleri yaygınlaştırarak okullardaki şiddeti azaltmaktı ve bu anlamda da ilerleme gözlemliyorum. 2006 yılında 49 disiplin olayı yaşanırken, 2007 yılında bu rakam 50 olaydı. 2008 yılında bu rakam 20 olaya bu sene ise 11 olaya indi. Dileğimiz bu rakamı mümkün olduğunca düşürmek ve bunun yolunun yasaklarla ya da cezalarla olmayacağının bilincindeyiz. Çocukların okul dışındaki zamanlarını yetişme çağında doğru planlarsak olayların sayısının da azaldığını gördük. Bu konuda ailelere de çok büyük sorumluluklar düşüyor. Çocuklarının doğru aktivitelere yönlendirilmesi konusunda gerekli ilgiyi gösterdikleri takdirde daha sağlıklı gençler yetişeceğini düşünüyorum.

-Şiddet içerikli filmlerin çocuklar üzerindeki etkileri okullara nasıl yansıyor?

Özellikle televizyonlarda gösterilen şiddet içerikli filmeler çocukları etkiliyor. Ailelerin bu konuda bilinçli olmaları lazım. Bizlerde okullarda çok geniş kapsamlı çalışmalar yapıyoruz. Okullarda öncelikle rehber öğretmenleri bilgilendirdik. Ardından velileri bilgilendirdik. Veli – öğretmen destekli çocuklarımızı bilgilendirdik. Bu anlamda çocuklarımızın boş zamanlarını okullarda geçirmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Etüd çalışmaları ve kültürel faaliyetlerle onların okulda bizlerin gözetiminde kalmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Şiddet içeren filmlerin veliler tarafından izletilmemesi gerekmektedir. Çocuklar yetişme çağında model almaya açık oldukları için onların önüne yanlış modeller koyarsak daha sonra yaşananların önüne geçmekte zorlanırız. Anne ve babaların bu konuda beraber hareket etmeleri gerekmektedir. Çocukların okul çağındaki sorumluluklarını beraber almaları gerekir. Özellikle öğretmenlerle işbirliği içinde olunması her açıdan son derece önemlidir.

-Şiddet olaylarını önlemede velilere bir eğitimci olarak tavsiyeleriniz neler?

Velilerin çocuklarının nerede vakit geçirdiğini bilmesi gerekiyor. İş dışındaki vakitlerimde gerek akşam saatleri olsun gerek hafta sonları olsun, Işıklar ve Kaleiçi’de dolaştığım ve bizzat müdahale ettiğim öğrenciler oluyor. Bunu ben istediğim için yapıyorum. Ayrıca okullarda müdür yardımcılarımızdan oluşan komisyonlarda sürekli değişik mekanlarda geziyor ve öğrenci denetimleri yapıyorlar. Çocuklarımızın daha sağlıklı ortamlarda yetişmelerini sağlamak amacıyla başlattığımız bu uygulamayla ‘bir öğrencimizi bile kazansak bizim için önemli’ fikrinden yola çıktık. Ayrıca Antalya’da yaşayan insanlarında duyarlı olması lazım. Olumsuz bir durum gözlemlediklerinde bizlerle temasa geçmeleri gerekmektedir. Her vatandaşın sorumluluğunun farkında olması ve geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizden kendilerini sorumlu hissetmeleri geleceğe yapılan yatırımlardır.Sokaklarda olumsuz bir davranış sergileyen öğrenciyi uyarmak yerine olayı görmezden gelmek olayı çözmediği gibi daha ciddi sorunlara sebep olmaktadır. Eğitim sadece Valiliğin ve Milli Eğitimin uğraşacağı bir konu değildir. Bu konuda hem velilere hem de sokaktaki vatandaşa görev düşmektedir.

- Antalya’da sizi çok etkileyen ve unutamadığınız bir olay yaşadınız mı?

Beni etkileyen iki olay yaşadım Antalya’da. İlkinde Kaş’ın Kasaba beldesindeki ilk öğretim bölge okuluna gitmiştim. Kapıda bir kız öğrenciyle karşılaştım. Ona kaçıncı sınıftasın, ne olmak istiyorsun dediğimde “Ben Güzel Sanatlar Lisesi’ne gitmek istiyorum. Resmim çok iyi”dedi. Köyden gelmiş ve burada yatılı okuyor. Ama kalacak yerim olmadığı için Güzel Sanatlar Lisesine gidemeyeceğim ve okuyamayacağım dediğinde çok duygulandım. Bunun üzerine “Ben seni okutacağım” dedim ve o sene bu kızımız vesilesiyle Güzel Sanatlar Lisesi’nin bahçesine yurt yaptık ve aynı hayali paylaşan 300 öğrenciye eğitim imkanı oluştu. Kızımız okulu kazandı ve şimdi çok başarılı bir öğrenci velisi de benim… Yine bir gün odamda çalışıyorum kapının önünde ısrarla beni görmek isteyen bir kız öğrenci var. Sesi duyunca çıktım, kapımın önünde bir kız çocuğu… Elinde iki tane kağıt var. “Bunlar annemin ve babamın ölüm raporu, ben okumak istiyorum, hocam” dedi. Şu anda onunda velisi benim ve dersaneye yazdırdım, ücretsiz servis ayarladım. Bir yerden burs ayarladık ve bu sene üniversite sınavına girecek. Bu beni Antalya’da öğrenci bazlı üzen ama daha sonrasında onların hayallerine ortak olmakla kendimi mutlu saydığım iki olaydır.

-Sizi çok üzen bir olay yaşadınız mı?

Beni en çok üzen şey göreve başladığım yıl yaşanan bir olaydır. Göreve başlayalı bir hafta olmuştu. Eğitim öğretim törenini yapmak için dışarı çıktığımda müthiş bir kalabalıkla karşılaştım. Erenköy mahallesinden öğrenciler ve veliler gelmişler ve okul istiyoruz diye protesto gösterisi yapıyorlar. Bu olayı kendimde bir onur meselesi olarak gördüm ve beni çok üzdü. Daha sonra oraya okul yaptık ama o an beni en çok üzen ve gözümün önünden uzun süre gitmeyen bir andır.

-Antalya’daki okullarda fiziki altyapı ve donanım sorunu ne durumda?

2006 Eylül ayında göreve başladığımda özellikle ÖSS ve ÖKS’ de ilin başarısının düşük olduğu kamuoyunda konuşuluyordu. Ayrıca eğitim yapılanmasında da müthiş eksiklikler vardı. Derslik başına 60 öğrenci düşüyordu. Bu sorunları masaya yatırdığımızda gördük ki her yıl 10 -12 bin öğrenci artışı oluyor. Sadece bu göçle gelen çocuklara okul yapabilmek için 24 derslikli 10 tane okula ihtiyacımız oluyor. Birde mevcut yıkım kararı verilen 16 okul vardı. Güçlendirilmesi gereken okullarla birlikte biz 3 yıllık bir plan hazırladık ve bu planı 2 sene içerisinde tamamladık diyebilirim. Öncelikli konumuz eğitim kurumlarının yetersizliğiydi ve bu konuyu ele aldık. Okul öncesi eğitim ve ortaöğretimdeki okul sayımız oldukça düşüktü. Mesleki eğitimde ve özellik arzeden okul sayılarında sıkıntımız vardı ve kısa sürede okullaşma ihtiyacını karşıladık ve iki yılda 1200 derslik inşaatını tamamladık. 950 dersliğin inşaatı da şu anda devam ediyor. İl merkezi ve Manavgatta derslik başına düşen öğrenci sayısını 40 öğrencinin altına indirdik. Diğer 17 ilçemizde de 30 öğrencinin altına indirdik. İnşaatı devam eden okullarımız bittiğinde derslik başına düşen öğrenci sayısını 30 öğrencinin altına indirmeyi planlıyoruz.

-12 yıllık eğitim sürecinde sizin özellikle önemsediğiniz bir dönem var mı?

Okul öncesi eğitimde başarı sağlayamayan bir ilin eğitimde başarı sağlaması mümkün değildir. Öncelikle bu konunun öneminin altını çizmek istiyorum. Kepez gibi yoğun göç alan ilçelerde hayırseverlerimizle birlikte prefabrik ana sınıfı inşaatları başlattık. İl merkezinde 10 olan ana sınıfı sayısını da 23’e çıkardık. Bu çalışmamızla iki yılda okul öncesi eğitimde Türkiye ortalamasının üzerine çıktık. Bilim adamlarının yapmış olduğu çalışmalar ana sınıfına giden öğrencilerin eğitim hayatında daha başarılı olduklarını ortaya koymuştur.

-Türkiye’de ilk olan bir çok projeniz oldu, bu konudaki çalışmalarınız nasıl gidiyor?

Bir çok meslek lisesi açtık örneğin Türkiye’de ilk defa Rusça eğitim yapan 24 derslikli bir Turizm Meslek Lisesi açtık. Ayrıca Aksu’ya çok gerekli olan Süs Bitkileri Meslek Lisesi açtık. Bu okulda kesme çiçek ve seracılık üzerine eğitim verilecek ve çocukların liseden bir meslek sahibi olarak mezun olmaları sağlanacak. Antalya yoğun göç aldığı için herkesin üniversite sınavını kazanıp bir fakülteye yerleşmesi mümkün değil. Böylelikle liseden sonra da bir iş imkanı oluşturmuş oluyoruz. Antalya’daki genel liselerin sayılarının fazla olması da ÖSS deki başarının düşük olmasının sebeplerinden biri. Bunların uygun olanlarını ya Meslek Lisesi’ne ya da Anadolu Lisesi’ne dönüştürdüğümüz takdirde mezun öğrencilerin ÖSS şansı daha da artacaktır. Hedefimiz çocuklarımızı ya mesleki eğitimden geçirip o sektöre hazırlamak ya da özellik arzeden okullarda yetiştirip üniversiteye hazırlamak. Ayrıca yine Türkiye’de ilk defa L tipi cezaevinde bir anaokulu açtık ve mahkumların çocuklarınında ana sınıfından faydalanmalarını sağladık. Bunun dışında belediyeden aldığımız bir otobüsü mobil ana sınıfına dönüştürdük ve özellikle ara mahallelerde çocukları bu otobüsde okul öncesi eğitime alırken annelerini de okullarda bilgilendirdik.

-Tek Adım Bürosu çalışmanızla kamu kuruluşları arasında ciddi bir fark yarattınız. Nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Biz sürekli vatandaşlarla içiçeyiz. Kendimizi masanın diğer tarafına koyduğumuzda vatandaşı daha iyi anlayabildik. Gereksiz bürokrasi işlemlerini en aza indirebilmek için Tek Adım Hizmet Bürosu açtık ve Milli Eğitim Müdürlüğü'ne işi düşen bir vatandaşı önce bu büroda ağırlıyoruz ve gerekli bilgilendirmeyi yapıyoruz. Sonrasındaysa görevli memurlar vatandaşın işini üstlenerek bir kaç dakika içinde tüm işlemleri tamamlıyorlar. Biz vatandaşlarımız için, bu devlet için varız. Bizim her konuda bu topraklara da vefa borcumuz var. Nasıl bir kural koyarsanız ve nasıl davranırsanız insanlarda size o şekilde davranır. Bu anlamda daha iyi hizmet verebilmek için bu çalışmayı başlattık. Halktan çok olumlu tepkiler aldık. Alışık olmadıkları bir sistem olduğu için önce şaşkınlıkla karşılandı ardından tebrik aldığımız bir çalışma oldu.

-Yabancı dil öğrenmede yıllardır yaşanan sorunlar mevcut bu konuda projeler var mı?

Türkiye’de yabancı dil öğrenmede yıllardır sorun yaşanıyor. Tam bir bilgi seviyesine ulaşmadan mezun oluyoruz ve bakanlığımız yetkilileri Dynet dil öğrenimi konusunda bir proje hazırladılar ve bütün ingilizce öğretmenlerimizi seminerlerden geçirdik ve bu programı çocuklara ücretsiz dağıttık. Şu anda ingilizce öğrenimi konusunda olumlu sonuçlar almaya başlandı. Programı düzenli kullanan öğrencilerde fark hissedilmeye başlandı. İlerleyen zamanlarda daha da iyi sonuçlar alınacağını düşünüyorum.

-Eğitimde teknolojiden yana mısınız?

Antalya’daki birinci önceliğimiz teknolojiyi eğitimde kullanmak. Mesela şu anda Demre Üçağız Köyü’ne gidin. Bu köydeki okulda sınıflarda tek kişilik sıralar, akıllı tahta, projeksiyon cihazı ve internetle çocuklarımız eğitim alıyor. Tüm okullarımızda internet bağlı ve hepsinde bilgisayar odaları var. Tüm öğrenciler bunlardan faydalanabiliyor. Artık öğrenci kayıtlarını ve öğrenci karnelerini de veliler internetten takip edebiliyor. Öğretmen tayinlerini ve müracatlarını internetten alıyoruz ve çok yakın zamanda sürücü kursları sınavına ve diğer sınavlara giren adayların müracatlarını ve sınavlarını da internet üzerinden yapacağız. Bununla ilgili altyapı çalışmalarımız şu an devam ediyor.

Osman Nuri Gülay Kimdir?

1955 Kayseri’de doğdu. Aydınlıkevler İlkokulu, Aydınlıkevler Ortaokulu ve Sümer Lisesinin ardından Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fen Bilgisi Bölümünü bitirdi. 1977 yılında Develi Lisesi’nde Kimya öğretmeni olarak göreve başladı. 1979 yılında Kayseri Şeker Lisesine atandı. Kimya Öğretmenliği ve Müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. Ardından Kayseri 60.Yıl Cumhuriyet İlköğretim Okulunda görev yaptı. Burada devam eden Müdür Başyardımcılığı ardından 1986 yılında Argıncık Lisesi Müdürlüğüne ve daha sonra da İl Milli Eğitim Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 1994 yılında Müdür Yardımcılığı görevine atandı. 2002 ve 2004 yılları arasında Kayseri Milli Eğitim Müdürlüğünü vekaleten yürüttü.

Daha sonra 2004 yılında Yozgat ili Milli Eğitim Müdürlüğü’ne, 11.09.2006 tarihinde ise Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü’ne atandı ve halen bu görevi sürdürmektedir.


NURİ ÖZALTIN


Yeşilin tüm renkleriyle minik beyaz bir topun dansı... Çimler üzerinde müthiş bir konsantrasyon, disiplin ve vuruş... Yapısı itibariyle doğayla bütünleşik bir spor olan “golf ” daha çok şehrin uzak vadilerinde ya da özel kulüplerinde oynanır ve “golf ” sporunun en iyi bedensel rahatlama yöntemlerinden biri olduğu söylenir. Gloria Golf Resort muhteşem Akdeniz iklimiyle golf tutkunlarına inanılmaz saatler yaşatıyor. Yeşilin her tonunu görebildiğiniz 2200 dönüm arazi üzerine kurulu olan Gloria Otelleri, Ortadoğu’nun en büyük golf sahasına sahip… Özaltın Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Özaltın, 1997 yılında başladığı otelcilik ve golf sahası yatırımını yıllar içerisinde büyüterek Belek bölgesinin en büyük kompleksinin sahibi oldu. Özaltın, turizm, enerji, tarım ve inşaat sektörlerinde Türkiye’deki ilkleri gerçekleştirerek her zaman fark yaratan yatırımlarıyla tanınmakta…
Türkiye’nin sayılı işadamlarından biri olan Nuri Özaltın’ın kararlılığı ve yenilikçi yapısı Özaltın A.Ş.’yi kısa zamanda zirveye taşımış.
Ortadoğu’nun en büyük Spa Merkezi’ nin de olduğu oteldeki dekorasyonun farklılığı ve uyumu, en ince ayrıntının bile düşünüldüğü konseptiyle fark yaratan Gloria Otelleri çok özverili bir çalışmanın sonucu ortaya çıkmış. En önemli desteği eşi Sebahat Özaltın’dan aldığını söyleyen Nuri Özaltın’ın “Eşim işimde en büyük yardımcımdır” derken yaşadığı mutluluk ve gurur gözlerinden okunuyordu.
Kısa zamanda yakaladığı başarının kaynağında “Tepenin arkasını görmeyi bilmek gerekir” diyen Nuri Özaltın, liderliğin bir yetenek olduğunu, bilgi ve tecrübenin de bu başarının mihenk taşı olduğu anlatırken, gençlere de iş hayatı hakkında tavsiyelerde bulundu.
İşine tutkuyla bağlı olan Nuri Özaltın’la, hedeflerini ve yeni döneme yönelik planlarını konuştuk. Mütevazi tarzı ve güler yüzlü anlatımıyla, tecrübelerini de bizlerle paylaşan Özaltın, Belek bölgesinde inşaatına başlanan ve kongre turizmi açısından son derece önemli olan yatırımlarından bahsederken son derece heyecanlıydı.
Yılların yorgunluğu gözlerine yansımasına rağmen işine olan saygısı ve bağlılığı Nuri Özaltın’ın ruhunun genç kalmasını sağlamış ve genç yöneticilere olan inancı onu hep zirveye taşımış. Yöneticilerini kendi yetiştiren ve enerjisini onlara da yansıtan Özaltın gerçek bir başarı öyküsünün kahramanı…

-Golf oteli fikri nasıl oluştu?
Biz bu otelin önce tahsisini almaya karar verdik. Yanındaki bitişik araziyi de Turizm Bakanlığı golf tahsisine çıkarmıştı. Her ikisini de alalım dedik. O zamanlar ‘golf’ ü bilmiyorduk aslında… Fakat bunla ilgili yatırım yapmadan önce yakın çevrem “Bilmediğiniz bir konu, bu işe girmeyin” diye uyarılarda bulundu. Bizde bu konuyu öğrenmeye karar verdik ve Avrupa seyahatine çıktık. İspanya, İtalya ve Portekiz’i dolaştık. Portekiz’de bize 50 tane top ve golf sopalarını verdiler ve bizi acemilerin kullandığı mini sahaya aldılar. Yarım saatlik bir oyunun ardından o kadar tatlı bir yorgunluğum oldu ki o gece sabaha kadar uyudum. Bütün eklemlerimin çalıştığını hissederek, golf sporunu ben o gün sevdim ve bu işe girmeye karar verdim.
-Golf oynamanın belli bir yaşı var mı?
Her yaşta yapılabilecek bir spor… 10 yaşından 80 yaşına kadar herkesin oynayabileceği bir spor olması zaten işin güzel yanı… Ciddi bir efor sarfedilen golf sporunda 18 delikli bir sahaya çıktığınızda yaklaşık 4 saatlik bir oynarsınız. Bu sürede 8 km yol yürüyorsunuz ama oyundan sonra zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Konsantrasyon gerektirdiği içinde 4 saat boyunca başka hiçbir şey düşünmüyorsunuz. Bu spor tüm eklemlerinizin çalıştığı güzel bir rahatlama yöntemi…
-Uzun yıllardır golf sporunun içindesiniz. Türklerin ‘golf’e ilgisi nasıl?
Bizim misafirlerimizin yüzde 98’ini yabancılar oluşturuyor. Bizim kültürümüze yabancı bir spor bu… Türklerin ilgisi de bu yüzden çok az… Ama özelikle İstanbul’dan ve Ankara’dan golf oynamaya gelen işadamları ve bürokratlar da var. Golf oynamaya alıştığınızda bırakamıyorsunuz. Bağımlılık yapan bir spor…
-Golf sporuna ilginin az olmasının sebebi zengin sporu olarak tanınması olabilir mi?
Golf malzemesi olarak bakarsak, golf sopaları yaklaşık 2000 dolarla 4000 dolar arasındadır. Ama kiralayabilirsinizde… 4 saatlik bir oyununda bedeli yaklaşık 80 dolar civarındadır. Sanılanın aksine çok pahalı olmasa da golf oynanacak yerlerin sınırlı olması da bu sporun tanınmamasında en büyük etkenlerden biri…
-Gloria Otellerindeki golf sahaları ödüllü sahalar değil mi?
Evet Gloria’ ların golf sahaları Ortadoğu’nun en büyük sahası. Dünyada birkaç tane olan 45 delikli sahada sadece bizde var. 45 delikli golf sahamız Avrupa’nın ikinci büyük sahası… Bununla ilgilide Eylül ayında bir ödül töreni düzenlenecek. Bir Türk işletmeci olarak orada bulunmak ve bu ödülü almak benim için çok gurur verici olacak.
-Kısa zamandaki bu başarınızın sırrı nedir?
Markayı yaratmak kolay bir iş değil. Bu bir gerçek… Hangi sektörde iş yaparsam yapayım mutlaka marka olurum. Otel dizayndan ve altyapısından başlar. İşletmesiyle birlikte markalaşır. Biz yeşilin her tonunu kullandık. Oteldeki tüm bitkiler canlı… Eşim Sebahat Özaltın otellerdeki tüm peyzajın mimarı… Birçok yerini kendi elleriyle düzenlemiştir. Bu işteki en büyük yardımcım ve desteğim eşim… Bizim turizme adım atmamızın bir nedeni de birikimimiz olmasıydı. Bu birikimi kendi memleketimizde kullanacaktık elbette ki… Hedeflere varmak için yola çıkmıştık. Hala da hedeflerimiz var. Ama Türkiye’deki gelmiş geçmiş hükümetler pek oturmuş değil, maddi yönden olmasa da moral açısından bu çalkantılar bizi etkiliyor. İnsanların birbirini sevmesi, daha anlayışlı ve hoşgörülü olmaları gerekir.
-Genç yatırımcılara tavsiyeleriniz neler?
Liderlik konusu apayrı bir olaydır. Bu herkeste olmaz. Bu doğuştan gelen bir yetenektir. Bu noktaya gelebilmek tesadüfen ya da ezbere olacak bir çalışma değil. Her şey bilgi çerçevesinde, bilinçli yapılmıştır. Hangi iş olursa olsun başaramayacağım iş yoktur. Yeniliklere açık biriyimdir ve son derece kararlıyımdır. Girdiğim her işte mutlaka bilgi donanımım tamdır ve çalışacağım insanları bilgileri ile değerlendiririm. Gençlere şans vermekten yanayım. Yöneticilerimin hepsi benim yanımda yetişmiştir. Konusuna hakim, bilgi sahibi insanları kendim test ederim ve kişisel donanımına inanırsam yönetici olarak çalışmasını isterim. Gençler başarılı olmak istiyorlarsa yeniliklere açık ve kendilerini iyi yetiştirmiş olmaları gerekir.
-Tarım sektöründe farklı bir sera yatırımınız var. Bu fikir nasıl oluştu?
Arazimiz zaten vardı. Damadım Ali Talip Özdemir bu fikri verdi. Bende başarılı olacağına inandım ve oldu da… Tarım ülkesiyiz ama hala çok eksiğimiz var. Bu seraları yaparken örnek teşkil etsin diye yola çıktım. Öyle de oldu. Özaltın Sera Tesisleri de bir markadır. Seramız, gelişmiş teknolojisi ile 200 bin metrekare toplam alana sahip. Şimdilik bu alanın 100 bin metrekaresini kapalı alan, 45 bin metrekaresini ise ek rezerv alanı olarak kullanıyoruz. Bu konumuyla Ortadoğu ve Balkanlar’ın en büyük serasını yarattık. Seramızda dünyanın en iyisi olan Hollanda teknolojisini kullandık. Üretimimizde kesinlikle hormon kullanılmıyor. İçinde yemekhanesi ve lojmanları olan örnek bir tesis olsun istedik.
-Kaç personeliniz var?
Dönemsel değişiklikler yaşasak da yaklaşık 5000 personelim var. Zaman zaman bu rakam 3000 kişiye kadar düşer. Mevsimlik işçi çalıştırdığım inşaat projelerim oluyor. Bu da personel sayısını etkiliyor. Sadece otellerde 1200 elemanım var ve 3000 yatak kapasitesine hizmet veriliyor.
- İş hayatının size göre altın kuralları nelerdir?
İşte bilgisiz olursan boğulursun. Üç tane mesleklerinin uzmanı çocuk yetiştirdim ve onlar yükümün çoğunu alıyorlar. Bilgice hareket edersen sıkıntıların olmaz. “Tepenin arkasını görebilmek çok önemli” Tepenin arkasında ne var? Bilen var mı? Yok. Ama tepenin arkasını görebiliyorsanız başarılı oluyorsunuz. Bunu sera tesislerimizle örnekleyeyim. Tesisin başına bir Ziraat Mühendisi koyacaksam, onun bilgi çapını ölçebilen biriyim. İş hayatımda hiç yanılmadım. Hedefleri elbette ki ben belirlerim ama kapasitenin de olması lazım. Yoksa işvereni yorar. İş hayatında yapılan en büyük hata kapasitesi olmayan yöneticilere sorumluluk verilmesi ve onlardan başarı beklenmesi. Karşıma kim gelirse gelsin 1 saatlik sohbet sonunda ne kadar bilgisi olduğunu bilirim. Bunu yapabilmek kolay değil. İşte bu bir yetenektir. Çünkü şu ana kadar hiç yanılmadım. Mesela birçok taşeron firmadan bana teklif gelir. Araya hatırlı kişileri sokarlar ama ben kararımı vermişsem ve o kişiyi seçmişsem kimse engel olamaz ve kararımı değiştirtemez.
-İş hayatınızda öncelikleriniz nelerdir?
Gloria Verde Otelini yaparken bir proje müdürüm vardı. Başka birine benden bahsederken demiş ki “Bizim patronu, teşkilat tam olarak tanımıyor. Ama ben şöyle tanıyorum onu. Nuri Özaltın nerelerde iş varsa oradadır. Ankara’dadır, Burdur’dadır, Elazığ’dadır, İstanbul’dadır, Belek’tedir ama hepsinde aynı anda oradadır. Bizim patron her yerdedir. Buradaysanız, buradasınızdır. Burdur’da gözükme ihtimaliniz yoktur. Ama Nuri Bey her yerdedir.”
Bu söz çok hoşuma gitmişti. Gerçektende böyledir. Nerede iş varsa ben oradayımdır. Nerede ne yapılacağını bilirim. Gözüm arkada asla kalmaz. Projede mühendislerin gözünden kaçan bir hatayı ya da bir sözleşmede hukuk danışmanlarının fark edemediği eksiklikleri yakalayabilecek kadar da bilgiye sahibimdir. Disiplin iş hayatımın temel taşıdır.
-Belek’de yeni bir yatırım düşünüyor musunuz?
Kongre Merkezi yapmaya karar verdim. Otellerin kendilerine ait toplantı salonları var ama yeterli olmuyor. Belek’i kongre turizmi açısından canlandırmak için yaklaşık 7000 kişilik bir kongre merkezi çalışmam devam ediyor. 2009 yılı içinde faaliyete geçmiş olacak. Belek otellerine ivme kazandıracak olan bu çalışma kış turizmini de canlandırma amaçlı… Bu kongre merkezi asgari 5000 kişilik olacak. Bu merkezi spor kompleksi ile birlikte düşünüyoruz. Sergi, konser, fuar, tanıtım, toplantı ve kongreler yapılacak bu alanda alışveriş ve spor yapma imkanı da olacak. Spor kompleksinde bir kapalı spor salonu, bir kısa kulvar kapalı yüzme havuzu, iki futbol sahası, bir açık olimpik yüzme havuzu, atletizm pistleriyle, biri ana kort olmak üzere 12 tenis kortu olacak.
-İnşaat sektöründeki çalışmalarınız nasıl gidiyor?
Avrupalının Türkler bu işi yapamaz düşüncesi vardı. Ben bu önyargıyı sildim. İsrailli işadamlarından tebrikler alıyorum. Bu benim için gerçekten çok gurur verici. Belarus’da ve Hindistan’da anlaşmak üzere olduğum inşaat çalışmalarım var. İstanbul’da da çevre yolu tünellerine başladık. Bundan sonrası için Libya ve Suudi Arabistan’dan gelen inşaat teklifleri var. Onları değerlendirebilirim.
-Yurtdışı seyahatleri yoğun bir iş adamısınız. Gözlemlerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Özellikle sosyal sorumluluk projelerinde eğitim ve sağlık bu ülkede önem verilmesi gereken iki konu… Ben Beyaz Rusya’da hayran kaldım. Minsk’te hem eğitimi halletmişler hem de sağlığı çözmüşler. Okumamış insana rastlamak zor Minsk’te… Bu ülkede kazanıyorsak bu projelerde sorumluluklarımız iki kat artıyor. Herkesin bu konuda hassas olması lazım… Siyasetçilerin kendisinden sonra gelecek birini yetiştirmesi lazım ama yetiştirmiyorlar. Herkes kendi imkanlarıyla bir yerlere gelmeye çalışıyor. Bu eksiklikte siyasette yol alamamamızı sağlıyor. Medya takip ediyor, muhalefet takip ediyor. Gelen liderde yetiştireceği kişi için vakit bulamıyor.
-1965’den beri iş hayatındasınız. Sizi çok etkileyen bir talihsizlik yaşadınız mı?
1967 senesinde Urfa’nın Viranşehir kazasında içme suyu inşaatını yaptım. 2,5 kilometre uzunluğunda enerji yüksek hattını yaptım. Suyun alınacağı boru hattını döşedik. 500 tonluk ve 40 metre yüksekliğinde ayaklı su deposu yaptık. Çok büyük bir inşaattı. İnşaatı tamamladık. Açılış günü geldi. Düğmeye bastık. Her şey çalışıyor ama su basmıyor. Kasaba ayaklandı böyle olunca. Şalterden diye düşündük şalteri değiştirdik gene olmadı. Şalteri söktük bir taksi tuttuk Gaziantep’e firmaya gittik. Kontrol ettirdik. Döndük tekrar çalıştırdık gene çalışmıyor. Tüm mühendisler bakıyor ama işin içinden çıkamıyoruz. Ben Ankara’ya döndüm projeyi önüme açtım. İncelerken gördüm ki bizden önce takılan bir jeneratör var. Hemen bir yazı yazdım bu jeneratör yükü kaldırmıyor değişmesi lazım dedim. Jeneratörü değiştirdik düğmeye bastık tesis çalıştı. Kimsenin çözemediği bir sorunda dediğim gibi “Tepenin arkasını görmek” benim önümü açtı. Tesis çalışmaya başladı. Ankara’ya dönüyoruz. Birde arabanın lastiği patladı. Lastiği değiştirirken krikoyu ayağıma düşürdüm. Ankara’ya geldim ayağım bir şişti, direk Hacettepe Hastanesine, meğerse damarım çatlamış. Doktor alçıya almam lazım 20 gün yatacaksınız, dedi. Benim işlerimin en yoğun zamanı, işten uzak kalmam mümkün değil… 20 gün ayağım havada yattım. Alçıdan sonra kontrole gittim, doktor, bu seferde gezmek için alçıya alacağız diyince bende “ben yeter ki geziyim de siz ne isterseniz yapın” dedim. Bir ayda gezme alçısıyla dolaştım. Bir araba lastiği beni iki ay ayağım alçıda gezdirdi. Bu olayı hiç unutmadım.

Nuri Özaltın Kimdir?
1939 yılında Artvin’in Arhavi ilçesinde doğdu. 1960'lı yıllardan itibaren inşaat sektörüne giren Nuri Özaltın, 1965 yılında Nuri Özaltın kişisel teşebbüs olarak ilk firmasını kurdu. 1971’de “Özaltın İnşaat ve Ticaret Kolektif Şirketi - Nuri Özaltın ve Ortakları” kuruldu. İşlerin büyümesiyle birlikte şirket, “Özaltın İnşaat Ticaret ve Sanayi A.Ş.” haline geldi. Özaltın’ın baraj ve hidroelektrik santralleri alanındaki ilk deneyimi olan Koçköprü Barajı Haziran 1992’de açıldı.1997’de Özaltın’ın turizm sektöründeki dev yatırımı Gloria Golf Resort faaliyete geçti ve 9 delikli akademi sahası ile Kasım 2005’te 18 delikli ikinci bir şampiyona sahasının daha eklenmesiyle, Gloria Golf Sahası günümüzdeki halini aldı. Ardından Özaltın Sera Tesisleri kuruldu. Halen Özaltın Holding Yönetim Kurulu Başkanı olan Nuri Özaltın Sebahat Özaltın’la evli, Hayrettin, Nurettin ve Öznur isminde 3 çocuğu var.







MUSTAFA SAK



Adopen Plastik Sanayi A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Sak… Üretim sektörü ve sanayi girişimciliği dedesi Mustafa Sak’tan devraldığı bir miras… Şu anda dünyanın 30’tan fazla ülkesine ihracat yapan Adopen firması, Türkiye’deki sayılı firmalardan biri… Başarısının sırrını 'Yola çıktığım zaman ürünümle uluslararası iş yapabilirim' sözleriyle açıklayan Mustafa Sak, sektöründe lider. En yüksek bütçeyi ARGE ve yıllık reklam bütçesi olarak ayıran Mustafa Sak, dünyadaki en gelişmiş teknolojileri kullanarak üretim yapıyor. Tamamen otomasyona dayalı, adeta uzay üssünü andıran fabrikasının 200 milyon dolarlık bir yatırım olduğunu söyleyen Sak, Antalya’ya yeni yatırımlar yapacağının da haberini verdi.
Kazancının önemli bir kısmını da hayır işleri için kullanan genç iş adamı, söz sosyal sorumluluk projelerinden açıldığında bu yaptıklarının bir insanlık vazifesi olduğunu söyledi. Birçok okul yaptırarak, bir eğitim gönüllüsü olan Mustafa Sak, geleceğin aydınlık yüzlerinin gizli kahramanı…
Dedesinden kalan bir aile geleneğini devam ettiren Sak, Kurban Bayramı’ nda işçilerine kurban dağıtmaya devam ediyor. Aile geleneklerine ve ailesine düşkünlüğüyle bilinen Mustafa Sak için dedesinden miras kalan bu gelenek onun vazgeçilmezi…
Son derece alçakgönüllü ve esprili anlatımıyla bize önemli açıklamalar yapan Mustafa Sak’la, gerçekleştirdiğimiz sohbetimizde Antalya’dan, Antalyaspor’dan, yatırımlarından ve hayallerinden konuştuk.
PVC pencere ve kapı sektöründe ilkleri gerçekleştiren Mustafa Sak yakında çok farklı bir projeyle gündeme geleceklerinin de sinyalini verdi.

- Üç kuşaktır üretim sektöründe olan bir ailesiniz. Bu başarınızın sırrı nedir?
Aile kavramı çok önemlidir. Aslında zor bir soru. Çünkü cevabı birkaç maddeyle sınırlı değil. İkinci kuşaktaki kişi de çok önemli. Babam çoğu babanın yapamayacağını yaptı. Her oğluna ayrı bir iş sektörünü açtı. Bana pencere profil işini, ortanca kardeşime barit ve çimentoyu, en küçüğümüze de dededen kalma boru işini verdi. Üçümüz de ayrı sektörlerdeyiz ve başarılıyız. Bu başarı genetik bile diyebilirim. Sanayicilik bambaşka bir olay. Üretmek kadar güzel bir şey yok hayatta… Bir şey üretmekten zevk alıyoruz ve sevdiğimiz işi yapmamız başarıyı getiriyor.
-Bu başarınızda profesyonel anlamda yardım aldığınız danışmanlık firmaları oldu mu?
2001 yılında bir danışman firma kullandım. Daha o zamanlar o firmayı tanıyan yoktu… O da Google ‘dı. O yıllarda daha Google arama motorunu bilen yoktu ama ben çok fazla kullanıyordum. Onun etkisi olmuştur. İşin şaka tarafı bir yana yenilikçi olmanız gerekiyor. Sektörde yenilikler yapmamız, yaptığımız işi sevmemiz ve hırslı olmamız bize kısa zamanda başarı getirdi.
-İhracata başlamanıza Türkiye’deki kriz ortamımı zemin oluşturdu?
Kriz bizi ihracata yöneltti.1980'li yıllarda plastik pencerenin p'si yoktu. 2000'lerde her yerde PVC pencere vardı ve endüstriye dönüşmüştü. Şu anda binlerce uygulamacı pencere atölyesi var. Çevre ülkeler Türkiye'nin 80'li yıllarını yaşıyor. Her yer ahşap ve alüminyum pencereler kullanılıyor. PVC pencereyi bu ülkelere anlatınca çok büyük talep başladı.
-Hangi ülkelere ihracat yapıyorsunuz?
İhracatı sürekli geliştirmeye ve arttırmaya çalışıyorum. Şu anda 36 ülkeye ihracatımız var. Bunun yanında Rusya, Azerbeycan, Tunus, Ukrayna, Almanya ve son olarak da Hindistan’da fabrika inşaatlarımız var. Hindistan’da şu anda 1 milyar 150 milyon insan yaşıyor. Ama PVC bilinmiyor. Birkaç yıl içinde orada çok iyi yerlere geleceğimize eminim.
-İlk dış yatırımınızı neden Tunus’ta yaptınız?
Ben Türkiye'den Tunus’a malımı gönderdiğimde üzerine yüzde 55 gümrük biniyordu. Tunus'ta joint-venture için arayışlarımız oldu. Biz Tunus'a, Kuzey Afrika için girdik. Cezayir, Fas, Mısır çok ciddi pazarlar.
-İş konusunda sizi en çok üzen olay nedir?
İlk yerimiz havaalanının oradaydı. Orada ne günlerimiz geçti. 10 yıl orada çalıştım ve sonradan istimlak edildi. Bir gün havaalanına gidiyorum, haberim bile olmadan yıkmışlar. Odamın olduğu yerdeki yıkıntıyı gördüğümde ağladım. O odada 10 yılım geçmişti. O yıkıntıyı görmek hem de beklemediğim bir anda görmek beni çok üzmüştü.
-Şirket kuruluş tarihiniz 2000 yılı olmasına rağmen sektörde lidersiniz. Bu başarının kaynağı nedir?
Dünyanın en iyi teknolojisini kullanıyoruz. Almanya’da, Japonya’da ve Türkiye’de kullanılan en son teknolojileri topluyoruz ve onları kullanıyoruz. Bir diğer önemli hamlemiz sektörün devi Plaspen’i satın aldık ve o bizi ayrı bir boyuta taşıdı. Birde son olarak müşteriye ve işe yakın olmayı kendimize ilke edindik. Her bölgede bir bölge müdürlüğümüz var ve müşteriye çok yakınız. Pazara yakın olduğunuz zaman işinize de yakın oluyorsunuz. Bunun hepsi birleşince kısa zamanda fark yaratan bir firma olduk.
- Piyasadaki rekabet sizi etkilemiyor mu?
Etkilenmiyoruz. Çünkü kendimize rakip yaratıyoruz. Yeni bir marka çıkarıyoruz. Adopen, Plaspen, Wintech gibi markalar yaratıp kendi içimizde rekabet ediyoruz. Yeni ürünlerim de var ama benim asıl işim pencere ve kapı üretimi…
-Şirket bünyesinde en fazla bütçeyi hangi departmana ayırıyorsunuz?
Bizde maalesef rakiplerimiz yaptığı için reklam konusuna önem veriyoruz. AR-GE’ den sonra en yüksek bütçeyi reklam bütçesi olarak ayırıyoruz. Siz hiç çimento reklamı duydunuz mu? Duyamazsınız çünkü o ham malzemedir ve her şekilde satılır. Ama bizde öyle değil.
-Yıllık reklam bütçeniz nedir?
Sadece Türkiye için 10 milyon doların üzerinde reklam bütçemiz var.
-Reklam hedefinizde marka olmak mı, satışı arttırmak mı ağır basıyor?
İkisi de eşit aslında. Marka olmak çok önemlidir. Tercih sebebi oluyorsunuz. Özellikle pencere yenileyen evlerde, hanımların karar üzerinde ciddi etkisi oluyor. Ama benim yeni ürünlerimde reklam daha az yapılabilir. Çatı üretiminde bilgilendirme amaçlı bir reklamın yeterli olacağını düşünüyorum. Avrupa’da PVC pencerenin yerleşmiş bir adı yok. İnsanlar pencere almak için gidiyorlar. Ama Türkiye’de bazı ürünlerde adıyla değil de markasıyla istediğimiz gibi, pencerede de yerleşmiş bir Pimapen ismi var. O yüzden reklam akılda kalıcılık açısından çok önemli…
-En yeni projeniz hangisi?
Dünya’da olmayan bir şey yaptık. Bütün fabrika çatılarının içinde köpük vardır. Ama biz termos teknolojisi fikrinden yola çıkarak havayı hapsedecek bir sistem geliştirdik ve tabiri yerindeyse mal yetiştiremiyorum . Bu aralar yaptığım işin çok dışında olan ama herkesi ilgilendiren çok sürpriz bir proje üzerinde çalışıyorum. Yakın zamanda bu projenin de açıklamasını yapacağım.
-Kendiniz de bu Araştırma Geliştirme (AR-GE) çalışmalarının içinde bizzat bulunuyor musunuz?
Hem sektörümüzde hem bu bölgede en yüksek AR-GE çalışmasını yapan biziz… Çok güçlü bir ekibimiz var ve ben bizzat işin başındayım. Yıllık kazancımızın % 2,5 kadarını AR-GE çalışmaları için ayırıyoruz ve belki de sadece bu bölgede değil Türkiye’de bile bir ilk olabiliriz.
-Peki bu yoğun çalışmanın sonucunda şimdiye kadar kaç ürüne patent aldınız?
Şu ana kadar 100’ün üzerinde patent ve icadımız var. İlk üretimini yaptığımız ülke pazarında ve uluslararası pazarda Pazar payı ve söz sahibi olan birçok ürüne sahibiz.
-Antalya’ da yatırım yapan bir iş adamı olarak Antalyaspor’la ilgili neler söylemek istersiniz?
Öncelikle Antalyaspor’u kutluyorum. Antalya’nın tanıtımı açısından çok önemli bir gelişme… Bence turizmcilerin tanıtım açısından takımı daha çok sahiplenmeleri gerekiyor. Herkes bilir, bir ülkedeki kulübün ismini biliyorsunuzdur ama hangi şehre ait olduğunu bilmeyebilirsiniz. Barcelona, Real Madrid gibi takımlarda şehirle özdeşleşmiştir ve şehrinde tanıtımı olur. Antalyaspor’unda şehirle aynı ismi taşıması, Antalya için bir avantaj. Bu konuda turizmcilere çok iş düşüyor. Ne kadar çok tanıtım olursa Antalya’nın turizmi o kadar gelişir. Özellikle turizmciler başta olmak üzere, tüm firmaların Antalyaspor’a sahip çıkmaları gerekir.
-Geçtiğimiz günlerde ülke ve bölge ekonomisine sağladığınız katkılardan dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi “Üstün Hizmet Ödülü” ne layık görüldünüz. İlk öğrendiğinizde neler hissettiniz?
Bu ödülü almak elbette ki gurur verici… Bu ödül aslında bir mesajdır. İş adamlarının, belli bir seviyede olan insanların sosyal sorumluluğu var. Bu sosyal sorumluluklar yapılmalı. Bu ödül bana ekstra sorumluluklarda getirdi. Üç proje varsa kafamda bu sayıyı nasıl yükseltebilirimi düşünmeye başladım. Kazandığımız şehre karşı olan sosyal sorumlulukları yerine getirmek boynumuzun borcudur.
-Genellikle eğitime ağırlık veren sosyal sorumluluk projelerine imza atıyorsunuz. Özel bir sebebi var mı?
Benim düşünceme göre Türkiye’de en fazla önemsenmesi gereken konu eğitim. Yeni okullarla geleceğimiz olan çocuklarımıza eğitim imkanı sağlamak bana daha anlamlı geliyor. Medyaya yansımayan en son çalışmamız Yeşilbayır’ da Akdeniz Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu’nu bitirdik. Gelecekteki projelerimde de Akdeniz Üniversitesi’nde eksik olan mühendislik fakülteleri konusunda çalışma yapmak var.
-İşinizle ilgili en mutlu anınız hangisi?
En mutlu anım, yurtdışına gidip kendi ürünümü gördüğümde çok mutlu oluyorum. Yaşadığım mutluluğu kelimelerle tarif etmem çok zor..
-Hayatınızdaki öncelikleriniz neler?
İşimi ve ailemi eşit tutuyorum. İkisi de yarı yarıya… İşimi çok severek yapıyorum ve ailem benim için çok önemli…
-Peki çocuklarınıza sizden neleriniz miras kalsın istersiniz?
Mal mülk değil… Onlara mantelite bırakmak isterim.
-İş hayatına yeni başlayan gençlere iş hayatıyla ilgili neler önerirsiniz?
Öncelikle kendilerinin kim olduğuyla ilgili bir teşhis yapsınlar. “Ben kimim?” sorusunu sorsunlar. Ondan sonra kendilerine örnek aldıkları ismin artı ve eksilerini iyi değerlendirsinler. Mutlaka ve mutlaka sevdikleri iş üzerine yatırım yapsınlar.
-İş hayatında başarılı olmanın 3 altın kuralı sizce nedir?
Kendine güven,bilgi-tecrübe ve şanstır. Eğer bu üç kural bir insanda varsa ve doğru analizler yapabiliyorsa başarılı olmaması için bir sebep yoktur bence…
-Bir anda planlarınız altüst olsa beklenmedik şeyler sizi heyecanlandırır mı, tedirgin mi eder?
Tedirgin etmez. Heyecanlandırır. Risk almayı severim ama muhasebesini yaparım. Ben gerçek başarının tesadüfen olduğuna katılmıyorum. Sadece parası vardır, miras kalmıştır yada rantçıdır başarılı olursa işte bu tesadüftür. Başarının parametreleri değişiktir. Olmayan bir şeyi yaratmak bence başarıdır.
-Peki hayatta asla yapmam ve affetmem dediğiniz bir şey var mı?
İhanet. Asla yapmayacağım ve asla affetmeyeceğim bir şeydir. Dürüstlük benim için çok önemlidir. Hayatımda ailem ve işimden daha önemli önceliklerim yoktur. İşimde de ,özelimde de ihanet kelimesi asla hayatımda olmayacak bir kelimedir.
-Bu mesleği seçmeseydiniz ne olmak isterdiniz?
Yine üretimin içinde olacağım bir iş yapmak isterdim. İşveren olmasaydım yine üretimin içinde olurdum, işçi olurdum belki de…
-İş dışındaki zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kitap okumak için zaman yaratıyorum diyebilirim. Tavla oynamak bende çok özel yeri olan bir aktivite… Yıllardır tatil yapmıyorum ama fırsat bulursam Ege kıyılarını gezmek isterim.
3-4 sene öncesine kadar günde 4 saatlik bir uyku bana yetiyordu ama yıllar geçtikçe yorulduğumu hissetmeye başladım. Artık uyku saatime ve sağlığıma daha çok dikkat ediyorum.

Mustafa Sak Kimdir?
1969’da Bucak’da doğdu. Antalya Koleji’nden sonra Washington Southestern Üniversitesi “Uluslararası İşletme” bölümü bitirdi. Türkiye'ye döndükten sonra ailesine ait Çağlar Plastik'in çeşitli bölümlerinde çalıştı. 1997’de Çağlar Plastik bünyesinde kurulan Adopen firması 2000 yılında Çağlar Plastik’ten ayrıldı ve kendi markasını yarattı. Halen Adopen Plastik Sanayi A.Ş Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdürmektedir. Birçok ödül alan Mustafa Sak’ a geçtiğimiz günlerde TBMM “Üstün Hizmet Ödülü” verildi. 36 sosyal sorumluluk projesinde imzası bulunan Mustafa Sak, aynı zamanda koyu bir Beşiktaş ve Antalyaspor taraftarı. Gözde Sak’la evli olan Mustafa Sak’ ın iki kız çocuğu var.

MUSTAFA EĞRİBOYUN


Yarım asır önce babasının yamadığı kauçuk potinleriyle düştü yollara… İş bulma ümidiyle geldiği Antalya’da bulaşıkçılık yaparak başladığı hayat öyküsünde, yıllar içinde lezzetli mezeleriyle tanınan ve kendinden bahsettirmeyi başaran Mustafa Eğriboyun, askerden döndüğünde “Fondip” adıyla açtığı Antalya’nın ilk meyhanesiyle Antalyalıların gönlündeki “Fondip Mustafa” oldu. Ardından Antalya’nın ilk birhanesi olan “Padişah Otağı” nı açan Eğriboyun, 22 yıl önce Karaalioğlu Parkı içindeki “Deniz Restoran”la devam ettirdiği mesleğinde Antalya’da bir marka, Antalyalıların dert ortağı oldu çoğu gecelerde…
52 senelik meslek hayatında kimler geldi, kimler geçti mekanından… Nostaljik görüntüsünü hep koruyan, çok fazla değişiklik yapmadan yaşattığı işletmesinde müşterilerinin zamanla dostları olduğunu söyleyen Mustafa Eğriboyunla nostaljik bir yolculuğa çıktık. 60’lı yıllardan günümüze uzanan söyleşimizde kimi zaman gözyaşları sel olup aktı kimi zamanda gülümseyerek yad ettik eski günleri…
Geriye dönüp baktığında çok zorlukları aşarak bugünlere gelebildiğini anlatan Mustafa Eğriboyun’un bugünlerdeki en büyük üzüntüsü Kentsel Dönüşüm Projesi için yıkılacak yerler arasında Deniz Restoran’ın da gösterilmesi… “Burada yılların anıları, bu şehrin nostaljisi yatıyor. Buranın yeri değişirse yıllardır yaptığım maddi ve manevi tüm birikimimin gider, ben asıl o zaman ölürüm” diyen Mustafa Eğriboyun’un yaşadığı üzüntü gözlerinden okunabiliyordu.
“Bir duble rakıyla başlayan dost sohbetlerinde burada yaşanan her gece bir hikayedir, herkesin hikayesi farklı, yıllar içinde neler gördük, neler yaşadık ama dürüstlüğümüzden hiç ödün vermedik” diyen Mustafa Eğriboyun başarısının sırrının günde 20 saat çalışmak olduğunu söyledi ve uzun bir sessizliğin ardından gözyaşlarıyla fısıldadı; artık çok yoruldum.
Antalya’nın büyüleyici manzarasının eşliğinde kulağınızda hafiften bir müzik, rakınızı yudumladığınız Deniz Restoran’da, birçok ailenin üç kuşak temsilcilerini ağırladığını söyleyen Mustafa Eğriboyun, “Dünün çocukları büyüdüler, babalarının yerlerini aldılar, geçen yılların derin çizgileri sayısız anının ve mutluluğun resmiydi” diyerek noktaladığı sohbetimizde gözlerinden akan yaşların her biri geçmişe ait birer hikayeydi.

-Meyhaneciliğe nasıl başladınız, baba mesleği miydi?
Biz çok fakir bir aileydik. Okuyamadım da zamanında, Kaş’ın köyündeydik. Antalya’ya gelip iş bulmaya karar verdim. 12 yaşındaydım, babam kauçuk ayakkabılarımı başka bir kauçuğu ısıtarak yamadı ve ben onları giyerek yola çıktım. Parada yok, günlerce yürüdüm. Göynük’e kadar yayan geldim. Bulaşıkçı olarak başladım ama sonradan Tüccarlar Kulübü’nde aşçılık öğrendim. Zeki Müren’in de aşçılığını yaptım uzun süre Derya Motel’de… O günlerden geriye iyi aşçı olarak 5 kişi kaldık. Askerden dönünce de Fondip’i açtım. Ben askerdeyken Ticaret Odası bana ayda 300 lira maaş bağlamıştı. O maaşla da ben askerdeyken eşim geçiniyordu.
-Antalya’nın ilk meyhanesi Fondip kimleri ağırladı?
1969 yılıydı. 16 sene kendim işlettim. Zor günlerdi, masaların üzerinde uyudum 3 sene… Kimler geldi,kimler geçti... Osman Ağaoğlu, Agah Lülü, Handırlı Ahmet Ağa, Adnan Yerebakan o yıllarda daimi müşterilerimdi. Bir Hilmi Ağabey sağ şimdilerde… Hepsi o dönemin iş adamları, tüccarlarıydı. Sarı Hamdi, Tevfik Öz, Ali Yapan, Faik Şahin aklımda kalanlar… Unuttuklarımda vardır elbetteki… Mesela Manavgatlı Handırlı Ahmet Ağa’yı herkes tanırdı o dönem… Meyhanede gelir yer,içer eski otogarın orada Kamer Pavyon vardı, meyhaneden sonra oraya giderdi. Gitmeden önce telefon açar pavyonu tek başına kapatırdı. Tam bir ağaydı.
-‘Fondip Mustafa' hangi mezesiyle tanındı Antalya’da?
Piyazcı Mustafa olarak tanındım ben 70’li yıllarda… Antalya’nın köfte-piyazı dediler mi ben akla gelirdim. Antalya’nın hibeşi ve piyazı meşhurdur. Çok değişik mezeler yaparım ama herkes benim piyazımı ve hibeşimi bilir. Antalya’dan gidenler telefon açıp hibeş sipariş ederlerdi. “Senin hibeşi özledik, yap da gönder bize” dediler mi İstanbul’a, İzmir’e hibeş gönderirdim. Ama benim en çok sevdiğim hep sebze yemekleri oldu. Bir de kışın her sabah tarhana çorbası içerim yıllardır… Hiç bıkmadım duyanlar şaşırır ama biz bunlarla büyüdük.
-Deniz Restoran açılalı kaç yıl oldu?
Burası açılalı 22 sene oldu. Antalyalılardan 5 kişi kaldık biz işletmeci… Burası kimleri ağırlamadı ki… Yalçın Tüzken (Kovboy Yalçın ),Artist Sümer (Tilmaç), Gültekin Çeki,Erdal Akpınar, Rahmetli Yaşar Uçar,Ulvi Yerebakan, Akay Armağan, Turgut Kilit, Yekta Başeğmez, Mehmet Manavoğlu, Aldemir Dündar, Giray Ercenk, Erman Taşdemir, Erol Yantaç, Ünal Çotak, Aziz Kilit, Ahmet Dökdök, Ali Buldu… Dostlarım hepsi de benim… Antalyalılar toplanacaklarsa mutlaka burada toplanıyorlar hala… Antalya’da kazalar ve ilçeler dahil içki içip de benim meyhanemde içki içmemiş kimse yoktur. Fondip Mustafa’nın yerinden başka yer olmaz diyorlar. Ben yıllar içinde çok köklü değişiklikler yapmadım özellikle, buranın nostaljisine ve tarihi dokusuna zarar vermemek adına buranın özünü hep korudum. Yıllarca dışarıda yaşamış biri bile Antalya’ya geldiğinde gelip beni buluyor ve çok seviniyor. “Bunca yıl sonra hiç değişiklik olmadan burası kalmış, yıllar önce çay bahçesindeki çamlıkta ders çalışırdım” diyerek eski günlerini hatırlayanlar burasını değiştirmediğim için tebrik ediyorlar.
-Yıllar içinde neler değişti Antalya’da?
Uzun zaman oldu, elbette çok değişim yaşandı. Eskiden parası olmayan da gelir kavga çıkarır giderdi. Şimdilerde senede bir iki defa oluyor onlarda genelde yabancılar… Gelir düzeyide arttı artık insanların, meyhane kültürü de değişti, eğlence anlayışları da… Zamana ayak uydurdu herkes, eski meyhanelerdeki dost sohbetleri nostalji oldu günümüzde… İçmesini bilmiyordu insanlar, bizimde adımız Fondip, bende içerim. Bir büyük, bir ufak içtiğimiz günlerde oldu ama adam gibi evimize gittik yine de. Şimdi herkes geliyor da o zamanlar meyhaneye sadece erkekler gelirdi. Artık Antalya’da Antalyalılara ait işletme kalmadı. Biz numunelik kalanlarız. Bir sürü yer açıldı ama hep dışardan gelenler açtı. Antalya’da eskilerden fazla bir şey de kalmadı aslına bakarsanız. Eski dostlarımın, ağabeylerimin bir çoğu toprak oldu gitti. Burayı çocuğum gibi büyüttüm hem kendimi hem burayı Antalya’ya malettim ama bir ömrüde bu uğurda harcadım.
-Antalyalı siyasilerden kimler geldi mekanınıza?
İki üç tane valiyle çalıştım 22 senede, özellikle Saim Çotur ve Hasan Subaşı her hafta sonu buradaydılar. Saim Bey hala gelir ziyaretime,içmiyor artık, on-onbeş günde bir uğrar portakal suyunu içer, gider. Hüsnü Tuğlu valimiz valilik döneminde sık sık gelirdi. Beş tane belediye başkanıyla çalıştım, hiçbiri sıkıntı yaşatmadılar. Hepsi müşterimde oldu aynı zamanda… Hatta eski Antalyalılara iki ayda bir Menderes kahvaltı verir burada…
-Meyhanenin ismini fondip koymak nereden aklınıza geldi?
Askerden sonra İzmire gittim. Gündüz bir iki duble bir şey içmek istedim. Lüks yerlere gidemiyorum tabi, param yok.Kenardan kenardan yürüyorum, baktım yeraltından insanlar çıkıyor. Kapıda fondip yazıyor, içerden çıkanlar sarhoş, girdim iki duble içkimi içtim. Fondip ismi aklımda kalmış o zaman… Geldim Antalya’ya meyhane açmaya karar verince ismini fondip koydum ama anlamını uzun zaman bilmedim. Meyhaneyi açtıkdan bir sene sonra öğrendim fondip, bardağın sonunu bir seferde içmek demekmiş. Hüseyin Esti vardı eski Antalyasporlu, o kardeşi için bir yer açmış toplam 6 masa var. Kardeşi işletemeyince aracı oldular ben tuttum orayı… “Bu dükkanı Antalyalı’ya vermeyeceğimde kime vereceğim” dedi ve çok kolaylık sağladı o zamanlar… Daha sonra Padişah Otağı ismini verdiğim ilk birhanesini açtım Antalya’nın… Onun da anlamını sonradan öğrendim. Hatta o yıllarda birhaneye ilk defa renkli televizyonu koyan bendim. Chiristine diye bir kadının tek bir bantı vardı. Uzun boylu bir kadın şarkı söyler dans ederdi, sabahtan akşama kadar dambur dumbur o bant çalardı.
- Çok genç yaşta meyhaneci olmuşsunuz, hatalarınız olmadı mı?
Zamanında çok kazandık, çok da yedik. Para tutamadım benim en büyük hatam bu oldu. Gündüz kazandım, akşam yedim. Pazar günleri kapatıyordum meyhaneyi, sabah uçağıyla İstanbul’a gidiyor ertesi sabah geri dönüyordum. Tek sahip olduğum yer burası… Buraya bir şey olursa gene Antalya’ya geldiğim gibi kalırım. Pabuçsuz gelmiştim Antalya’ya 50 sene sonra pabuçsuz kalırım öylece…
-Meyhanecilik zor iş, keşke bu işi yapmasaydım dediğiniz oldu mu?
Çok dedim. 12 Eylül’den sonra imkanlarımda oldu ama bırakamadım bu işi… Aslında bir bayilik falan alsam çok daha farklı olurdu hayatım… Büyüklerimizin bir lafı var. Herkes bildiği işi yapsın derler. Ben sadece bu lafı dinledim. En iyi bildiğim iş buydu, Antalya’nın sayılı aşçılarındandım. Başka iş bilmiyorduk ki o zamanlar… Bulaşıkçı olarak başladım zamanla aşçı oldum. Askerde de paşanın özel aşçılığını yaptım. O zamanki komutanlarım sonradan en yakın dostlarım oldu. Antalya’ya geldiklerinde evimde kaldılar. Çok destek oldular sağolsunlar. Özellikle 12 Eylül döneminde Antalya’nın Paşası benim askerdeki binbaşımdı. Gece yarısından sonra sokağa çıkma yasağı başlardı, inzibat önde ben arkada evime kadar götürürlerdi. Ömrümü bu mesleğe verdim, para biriktiremedim ama dost biriktirdim yıllar içinde…
-Hayallerinizi gerçekleştirebildiniz mi?
Bu meslek dünyanın en zor mesleği, adam iki duble içer başlar küfür etmeye, biz neler çekiyoruz hala… Ben böyle bir yere geleceğime hiç inanmıyordum. İçimde sadece yaşayamadıklarımın özlemi kaldı. Beni tanıyanlar dürüstlüğümle tanıdılar. Yanımda çalışanların en yenisi 10 seneliktir. Bir sürü çırağım yanımdan ayrıldıktan sonra iş yeri açtı kefil oldum bende, iş güç sahibi oldular onlarda… Bu meslek belki dünyanın en güzel mesleği ama en zor olanı aynı zamanda… Bu masalarda neler konuşuldu masaların dili olsa da anlatsa… Hem efkar dağıtma hem eğlence yeri buralar… Dostların dert ortağı oldum yıllarca… Burada her gece ayrı bir hikayedir aslında… Çok yoruldum aslında ama insan çocuğunu bırakır mı? Şimdilerde iş güç sahibi bir çok çocuğun babalarıydı buraya gelenler.. Bir çok ailenin 3 kuşak temsilcilerini ağırladı bu masalar… Benim ismini hatırlayamadıklarım mutlaka olmuştur ama Antalya’da Fondip denildiğinde akla ilk gelen ben oldum.
-Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında yıkım için ismi geçen yerlerden biri de burası, neler hissettiniz ilk duyduğunuzda?
Burada yılların anıları, bu şehrin nostaljisi yatıyor. Buranın yeri değişirse yıllardır yaptığım maddi ve manevi tüm birikimimin gider, ben asıl o zaman ölürüm. İlk duyduğumda hastalandım. Günlerce kendime gelemedim. Bir ömür burası nereye giderim? Menderes’ de bilir buranın önemini… Bana “ Abi sen devam et aynen böyle, seni sokağa mı atacağım, ben seni mağdur etmem” dedi bir konuşmamızda… Ben ona güveniyorum. O da bizim çocuğumuz babasıyla komşuyduk, gözümün önünde büyüdü Menderes, bu konuyla ilgili kimseyi araya sokmam. Benim için Menderes’in sözü önemlidir. Buraya ömrümü verdim, buraya yaptığım yatırım dışında hiçbir şeyim yok. Buradan taşımam demek benim ölümüme sebep olur. Antalya’da eskilerden kim kaldı ki zaten, bir avuç insanız. Menderes’in de bizlere sahip çıkacağına eminim. Ben ona güveniyorum, beni mağdur etmez.
-Hayatınızda geriye dönüp baktığınızda neler söylersiniz?

Çok zordu, çok çok zordu. Gel sen ne çektiğimi bir de bana sor, sensiz yaşamak neymiş bir de bana sor, ak düşen saçlarımı bir bir sayarken, bunca yıl nasıl geçmiş bir de bana sor diye şarkı var ya … İşte benim ömrüm böyle geçti. 45 senelik evliyim ben… 5 çocuğum 5 tane de torunum var. Eşim duyma ve konuşma engelli… O zamanlar ben parasızlıkdan masaların üzerinde uyuyordum. Ali Yapan bir gün beni yanına çağırdı “Faik Abinle biz bir şey düşündük. Burada masaların üstünde yatıyorsun, böyle böyle bir kız var, o da garip sen de garip biz sizi evlendirelim ne dersin?” dedi. “Siz bilirsiniz” dedim. Bizde büyüğe saygı vardı. Ustamın yanından ayrıldım ama öldüğü güne kadar beni elimde sigarayla görmedi. Evliliğimi duyan herkes altı ayda ayrılırlar dedi ama 45 sene oldu biz evleneli… Ama çok zor bir hayat… Ben şimdiki evliliklere bakınca üzülüyorum. Fedakarlıklar, saygı eskidenmiş. O zaman çerçiler vardı manifaturacı bizi oraya götürdüler 400 liraya alışverişimi yaptılar, araba yok o zamanlar Kalekapısında iki Chevrolet var sadece, faytonla gezdirdiler bizi, düğünümüzü yaptılar. 45 senelikte evliyim ama nasıl geçti bir de bana sor… Buraya gelince sabah 5’de açar, çorba satar, gece 2’de kapatırdım dükkanı… 20 saat çalışıyordum günde… Bugünlere kolay gelmedim yani… Hep sıkıntı, hep yokluk vardı. Üç gün aç kaldığım oldu. İş sahibi olduktan sonra en çok gariplere yardım etmeye özen gösterdim bu yüzden… İyi günlerinde değerini bilemedik ömür dediğin ne ki, çok zor günlerimizi bile kimseye belli etmedik. Bir ömür geçti gitti işte…

Mustafa Eğriboyun Kimdir?
1943 yılında Kaş’da doğan Mustafa Eğriboyun 12 yaşında Antalya Tüccarlar Kulübünde başladığı iş hayatında, Antalya’nın ilk meyhanesi Fondip, ilk birhanesi Padişah Otağı ve şimdiki Deniz Restoran’ın sahibi ve işletmecisidir. 10 yıl önce “Antalya’da İz Bırakanlar” plaketi verilen nam-ı diğer Fondip Mustafa evli, ikisi kız, 5 çocuk, 5 torun sahibidir.

MEFTUN DEMİR


Antalya'nın vergi levhalı tek seyyar çiçekçisi Meftun Demir... Nam-ı diğer sosyete çiçekçisi... Özellikle Lara bölgesinde "gül" denilince akla ilk gelen isim Meftun Demir.Son derece alçakgönüllü ve vefalı olan Meftun Demir sohbetimiz boyunca kendisine destek olanlardan da sıkça bahsetti.Güllerin içinden gülümseyen bir yüz ve neşe dolu bir çift göz çıkarsa karşınıza Meftun'la karşı karşıyasınız demektir.
Antalya'da seyyar bir çiçekçi olarak markalaşmayı başarmış, 5000 kişiyi tanıyan ve böylelikle çapkınların kimi zaman çiçekleriyle son umudu, kimi zaman korkulu rüyası...Kız tavlayanların, eşlerine,sevdiklerine çiçek verenlerin, kendini affettirmek isteyenlerin ya da evlenenlerin yolu bir gün bir yerde Meftun'la kesişiyor.
Evine geç kalan erkeklere elindeki "gül"ü uzatırken 'eve giriş bileti' ister misiniz diye soran, kendine özgü tarzı ve üslubuyla son derece başarılı bir iş hayatı olan Meftun Demir 12 yıldır gülleriyle anılmaktan son derece memnun...
Lara'da ki cuve'e şarap evinde buluştuğumuz Meftun Demir ile çiçeklerden,Antalya'nın gece hayatından ve anılarından oluşan keyifli bir sohbet yaptık.
Gece hayatının sırlarını,güllerin gizemini ve anılarını bize samimiyetle anlatan Meftun Demir'den geriye gülümseyen yüzü ve elinden hiç bırakmadığı gülleri kaldı hafızalarımızda...

-Antalya'nın en ünlü seyyar çiçeksisiniz.Bu işe başlama hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?
Bir kaç sene otellerde çalıştım.Daha sonra kendi işimi yapmaya karar verdim ve ilk olarak Güllük'te bir marketin önünde sepet içinde kır çiçekleri satmaya başladım.Zamanla akşamları da sepetle bir kaç restorana girmeye başladım ve Lara bandındaki gelişmeyi görünce burası benim bölgem olmalı diye düşündüm ve bir -iki derken tüm restoranlarla, cafelerle, gece kulüpleriyle çalışmaya başladım.
-Sizi bir çiçekçi olarak bu kadar ünlü ve diğer çiçekçilerden farklı kılan özelliğiniz nedir?
Benim diğer çiçekçilerden farkım yok, ben aktif pazarlama yapıyorum onlar pasif pazarlama yapıyorlar.Onlar dükkanlarını kapattığında ben işe başlıyorum.Bir nevi nöbetçi çiçekçi gibiyim... Otelcilik sektöründen gelmemin çok artıları oldu tabii bana... Masaya yaklaşım,sunuş,satış bunlar çok önemli şeyler.Alkollü bir sektörde çalışıyorsunuz yaptığınız işi çok iyi yapmak zorundasınız.Ağabey,abla diye hitap etmemek hanımefendi,beyefendi diye hitap etmenin çok artıları vardır.Benim başarımın altında beş faktör yatar.Zerafet,kıyafet,sunuş,satış ve ürün kalitesi...
-Bir çiçeğin fiyatında onun cinsi mi ,niçin verildiğimi daha önemli bir faktör?
Bende güllerin fiyatları hiç değişmez. 5 YTL dir.Ama tabi 21,51 yada 101 adet gül siparişleri de benim için çok daha iyi oluyor...Mesela evlilik yıl dönümlerinde uzun evlilikleri olanları bu yüzden daha çok seviyorum..Her yıla bir gül hesap ediyorum o zaman... Ne iş yaparsanız yapın fark yaratırsanız ve en iyisini yaparsanız mutlaka fark edilirsiniz...
-Sürekli gece çalışıyorsunuz bu aile hayatınızı yıpratmıyor mu?
Eşim bu konuda benim en büyük desteğim.Hatta çoğu zaman gülleri o temizler.İşim bittiğinde de hemen eve giderim.Bu işe ilk başladığımda ona daha iyi bir hayatımız olması için bu sıkıntıları çekmemiz gerektiğini söylemiştim.Aileme karşı duruşumu hiç bozmadığım için sorun yaşamadık. -Sosyete çiçekçisi olarak tanınıyorsunuz.Bu camiaya kendinizi kabul ettirmek zor olmadı mı?
Hitap ettiğiniz kesime ulaşmak çok önemli...Sosyeteye hitap ediyorsanız onların ilgi alanları neresi önce bunu belirledim.Antalya'daki dergilerde,gazetelerin Akdeniz eklerinde mümkün olduğu kadar çıkmaya çalıştım.Antalya'daki önemli köşe yazarları ile çok iyi dostluklarım oldu zaman içinde benden gazetedeki köşelerinde bahsettiler.Aynı gün Antalya'da okunan bir dergi yada gazetedeki haberde varsanız muhakkak 2-3 sipariş gelebiliyor.
-Antalya'nın gece hayatına çok hakimsiniz ve çok önemli kişilerin çok önemli sırlarını biliyorsunuz.Özellikle magazin basını size sıkça başvuruyor olmalı...
Paylaşmam.Çoğu köşe yazarı arkadaşım bu konuda yardım istemişlerdir ama bu konuda çok özel bir ketumluğum var.Bunu hiç bir zaman bırakmadım.Eğer bu işte konuşursanız bitersiniz. Özeller farklı bir şey çünkü...Anında yok ederler ,yok olursunuz...O yüzden bildiklerimi o an unutuyorum. Unutmak zorundayım.Evde ailemle bile paylaşmam...
-Bedelini ödediği takdirde herkesin çiçeğini her istediği yere iletir misiniz?Yani bu konuda ilkeleriniz ya da sınırlarınız var mı?
Bu konuda güzel bir anıt yazısı var.Kimse karşılaştığınız fırtınalarla ilgilenmiyor.Herkes gemiyi limana getirip getirmediğinizle ilgileniyor.Yine de benim iki kriterim vardır.Eğer bir erkek bir başka masadaki bayana gül gönderiyorsa bayanı tanıyıp tanımadığına bakarım.Tanımıyorsa milyar verseler asla masadan masaya çiçek götürmem.Bir diğeri de eğer bir kadına çiçek götürdüysem önce parmağına bakarım yüzük var mı diye eğer varsa asla o çiçeği vermem.Çalışırken de asla alkol almam.
-Sürekli tartışma çıkma olasılığı yüksek mekanlarda çalışıyorsunuz.Bu sizi nasıl etkiliyor?
Bende de farklı yol hikayeleri var tabii ki..Alkollü bir ortamdayım her an bir tartışma çıkabilir çok dikkat etmek zorunda kalıyorum.Beş yüz tane gül sattığınız masa var beşyüzbirinci gülü satmak için sürekli taktik geliştirmek durumundayım.O an mutlaka güleryüz göstermek zorundayım.Özel hayatınızdaki bütün sıkıntıları işe başladığınız an unutmak zorundasınız.
-İşinizin riskleri var mı?
Elbette var.Kimi tanıyıp kimi tanımamazlıktan geldiğime dikkat etmem çok önemli...Beni tanıyan kişilerin eşleri tarafından dikkat çekiyorum.Tanımamanız gereken insanlarda var mesela.Beni tanıması eşinin dikkatini çekiyor 'nerden tanıyorsun çiçekçi Meftun'u ' diyebiliyor.Herkesin özel siparişlerini yapıyorum ama bunu o an unutmak zorunda kalıyorum.
Bir kaç kez gülleri alıp parasını vermek istemeyen de oldu ama ticaret sabır işi o yüzden bunlar oluyor...
- İşinizde başarılı birisiniz diğer sektörlerden iş teklifi alıyor musunuz?
Satış konusunda bir çok sektörden teklif aldım.Hatta bir dönem televizyondaki Çırak programına katılmam için çok ısrar eden oldu.Orada da bir şeyler sattırıyorlar.Kestane sattırıyorlar örneğin.Ben orada kestanenin mangalını da satar gelirim on beş dakikada...Aktif satış benim işim ve ben çiçek işiyle dünyanın en güzel işini yapıyorum sevgi sunuyorum insanlara...
-Kendinize özgü satış taktikleriniz var bizimle de paylaşır mısınız?
Güllerin anlamları var mesela..Kırmızı "aşkın rengidir",beyaz gül "saflık,temizliktir",sarı gül "nadide bulunan insanlar için",pembe gül "gönlüm daima sende" bir de mavi gül çıkardılar "gökyüzü kadar enginsin" demektir.Yedi kırmızı gül arasına bir beyaz 'dünyanın sekizinci harikası sensin' demek,bunu yeni buldum mesela..Gece geç vakitlerde eve gidenlere "eve giriş bileti" veriyim mi diye sorarım...Çok ters insanlar olur çoğu zaman masalarda ama ben onun ayağına gül kırar atarım,insanlar kabul ettiler artık beni, bir tane eşine gül alıp bir tane de kafasına kırdıranlar oluyor..Böyle fantezilerle kabul ettiler artık beni..
-Sizi çok üzen bir şey yaşadığınız da oldu mu?
Antalya'da 4 jenerasyon beni bilir. Dedeler, çocukları, torunları, aileler beni kabul etti. Son gelen jenerasyon biraz duyarsız ve dikkatsiz...Bir süre önce bir masaya yaklaştım "Kaybol burdan" dedi çocuk daha 18 yaşında..Benim oğlum var 16 yaşında...Yapacak bir şey yok uzaklaştım tabi ki ama onu yetiştiren ailesi adına da çok üzüldüm.Gücün ve onurun tek düşmanı kibir ve gurur..
-Sizin gurur duyduğunuz şeyler nedir hayatınızda?
Ben sadece çocuklarımla gurur duyarım.Oğlum Anadolu Güzel Sanatlar Lisesinde okuyor.Kızım daha 10 yaşında ve ikinci kişisel resim sergisini açtı.Çocuklarıma sanatsal yönlerini geliştirmeleri için yarattığım fırsatlar onların başarılı olmalarını sağladı.
-Peki güller hala erkeklerin beğendiği bir kadını etkileme taktiklerinin başında mı yer alıyor?
Size bu konuyla ilgili bir anımı anlatayım.Bir gün bir arkadaşım dedi ki bir kızı çok beğeniyorum niyetim ciddi evlenmek istiyorum iş yeri şurası ona ilk gün 1 tane daha sonraki günler de 2,4,6,8,16,32,64,128 diye gül götürmeni istiyorum dedi.Ben gülleri götürüyorum.Kız kabul ediyor ama onun karşı masasında oturan bir adam var her geçen gün bana daha da sert bakmaya başladı. 64 tane gülü verdim ve inince işyerinden bir tanıdığıma dedim ki kızın karşısında sakallı bir adam oturuyor bana çok kötü bakmaya başladı "kim o?" dedim, "babası " dediler.O zaman korktum. Daha sonradan evlendiler .1500- 2000 çifti evlendirmişimdir böyle sürprizlerle.. Mesela bu cep telefonları çıktığından beri eşine yakalanan çapkınlar çok oluyor. Benim çiçeklerimle barışan da çok olmuştur.
-Çapkınların ilk aradıkları kişi çiçekçi Meftun mu?
Çapkınlık yapan insan eğer bazı şeyleri göze aldıysa inanın en son eşi duyuyor.Bu camiada herkes her şeyi biliyor ve birbirlerini koruyorlar.Çoğunun sakladığı bir şeyler var çünkü.. Kimse kimseye açık vermiyor.Ama ne kadar saklarsanız saklayın bir gün mutlaka ortaya çıkıyor. Çocuğu olan kadınlar genellikle eşlerini affediyor.Eğer eşini tanıyorsam araya girdiğim çok olmuştur.Ama affetmeyecek olanı da bilirim o zaman hiç uğraşmam.
-Hiç arada kaldığınız oldu mu?
Tabii oldu.Çiçek götürdüğümde çiçeği kafama fırlatan kadınlarda var.Asla affetmiyorlar ,kafama çok çiçek yedim... Hatta alkollü oldukları zaman erkekler hakaret edip ertesi gün telefon açıp özür dileyebiliyorlar.Alkol insanları daha cesaretli yapıyor bir çok konuda...Korkularıyla yüzleşiyorlar.O ortamda tek ayık insan benim ,herkesin her şeyini görüyorum.Yanında 5 tane çok güzel bayanda olsa mutsuz bir erkeğin hüznünü 3 dubleden sonra yüzünden anlayabilirsiniz.. -Antalya' lı çapkınların özelini bilmenizin bir bedeli var mı?
Aynı gece unutmak zorundasınız her şeyi...Çapkınlığı son derece başarılı yapan 15- 20 tane müşterim var. 5 yıldızlı bir otelin odasına 101 tane gülü bırakırım.Odaya gül yaprakları dökerim.Bayan uçakla o akşam Antalya'ya gelir.Otelin restoranında yemek yenir.Ertesi gün kimse kimseyi tanımaz.Bende gider zarfımı ofisinden alırım.Bir de bir gece eşiyle gelip ertesi gece sevgilisiyle gelenler var.Onun da dengesini kurmak zorundasınız...Gece hayatında bana sobelenenler rahat olsun....
-Antalya'nın gece hayatına dair gözlemleriniz nedir?
Belli bir kesim çok lüks yaşıyor.Antalya'ya özellikle herkes para harcamaya geliyor.Sıcak paranın döndüğü bir yer...Bir gerçek var tüketim çok gösterişli.Aşırı lüks yaşanıyor bir diğer kesim var çok aşağıda ...Yani bunun ortası yok. Hep aynı yüzler aslında.. Antalya gece hayatında bu aralar en popüler kesim turizmden para kazananlar ya da turizmle bir şekilde iş bağlantısı olanlar..En çok parayı harcayanlar turizmden para kazananlar..
-Gece hayatında yaşanan aşklarında en yakın şahidisiniz...
Yalan..Hepsi yalan...Ekmek yiyorum ben bu sektörden ama gece hayatı da yalan orda yaşanan aşklarda yalan...Bir kırılma noktası mutlaka oluyor.Çok romantik başlayan ama sonu çok kötü biten çok aşklar gördüm ben...Bir gün yazmak istersem çocuklara faydalı olacak bir şeyler yazmak isterim...
-Bu konuda bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?
Her şeyimi kaybedeceğimi de bilsem, sonu ne olursa olsun kadına el kaldıran birini gördüğümde mutlaka müdahale ederim. O kızların da aileleri var.Özellikle gece hayatındaki kızlardan motor, fahişe diye bahsedilmesi beni çok üzüyor.Çoğunluğu parçalanmış ailelerin çocukları ve ben hepsini tanırım.Bu çocuklar yine en ağır bedeli ailelerine ödetiyorlar.Geçen gece Ehli Keyf ’in önünde bir kızcağız, kızın telefonu kapanmış diye sevgilisi üzerine yürüyünce araya girdim.Adama seninde kızın var ne yapıyorsun, deyince sakinleşti.İnsanların en büyük zaafı kendi çocukları, bir şey yapmadan önce, kendi hayatlarına bakmaları gerekli bence…
-Başarılı insanların ayağını kaydırmak isteyenler olur.Böyle bir şey yaşadınız mı? Ben böyle bir şey yaşamadım aksine bana hep destek oldular.Mesela akşam eşiyle çıktığında Kırmızıgül Çiçekçiliğin sahibi Mustafa Çelik eşine benden gül alır .Çok iyi dostumdur aynı zamanda da...Ben eşimle dışarı çıktığımda da gül bulamayınca geçen gece kesme şeker döktüler kafamızdan aşağıya...
-Şu an mesleğinizin doruğundasınız, geleceğe dair planlarınız neler?
Şimdiki planım 40 yaşımda doğum günüm olan 13 Ocakta final yapmak istiyorum,ondan sonrasında da çiçek yetiştirmeye başlamak istiyorum.Şu an haftanın 7 günü her gece çalışıyorum.Sadece Ramazanın ilk haftası aile büyüklerini ziyaret ederim. İlerde daha düzenli bir hayatım olsun istiyorum.Eşimde bu konuda çok fedakarlık yaptı.Senelerdir akşamları evimde değilim.Hiç aile dostumuz olamadı.Geceleri her kadın ister eşi yanında olsun.Ama güllerden ayrılamam yine çiçek işinde olacağım.

Meftun Demir Kimdir?
13.01.1971 'de Bandırma'da doğdu.İlk,orta ve lise eğitimini Bandırma'da tamamladı.Akdeniz Üniversitesi Turizm ve Otelcilik MYO 'nu bitirdi.8 sene çeşitli otel ve casinolarda F&B departmanında çalıştı.12 senedir Lara bölgesinde seyyar çiçekçilik yapmaktadır.2007 yılında ANSİYAD tarafından "YILIN GİRİŞİMCİ İŞ ADAMI" ödülüne layık görüldü.Arzu Demir ile evli olan Meftun Demir'in Sezer ve Sezin isminde iki çoçuğu var.