AKP Antalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AKP Antalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2011

GÖKÇEN ENÇ



Siyaset, kadının kendine yer açmada en fazla zorlandığı alanların başında geliyor. Türkiye’de bu alan, dünyadaki diğer ülkelere oranla kadınlara çok daha fazla kapalı. Genel bir söylem “kadınların siyaseti istemediği” şeklinde. Ve doğrudur da. Kadınlar siyasete girmekten hoşlanmıyorlar. Girenler de bir daha dönmemek üzere ayrılıyorlar.
Türkiye değişiyor. Demokrasi kavramının yerleşimindeki köklülüğe paralel olarak ülkelerin yönetiminde kadın sayısı günden güne artıyor ve hatta erkeklerinkine eşit oranlara yaklaşıyor.
Kadını sırf cinsiyeti nedeniyle ön plana çıkarma kolaylığına düşmeden, hak edenin, nitelikli olanın öne çıkmasına fırsat tanımak, iyileri ödüllendirmek, parti faaliyeti olmasının ötesinde çok önemli bir amaç içeriyor.
Siyasal mücadele içinde kadınlar olarak etkili olmak zor ve sancılı. Hayatın belki de her alanında ağır yükleri kaldırıyoruz. Siyaset de o yüklerin başka boyutları ile zor taşındığı bir süreç... Bu süreçten bizler çok çabuk ekarte ediliyoruz. Dayanışmanın güçlenmesine ihtiyaç var.
Kadınlarımızın içinde bulunduğu meselelerin başında şiddet, istihdam ve güvenlik geliyor. Gün geçtikçe işsizlik çığ gibi büyüyor ve çalışan kadınlar açısından da gerek çalışma şartları gerekse ücretlendirmede büyük sıkıntılar var. Kadınlarımız açısından bir başka büyük mesele, şiddet konusu... Bu ekonomik şiddet olduğu kadar fiziksel ve diğer şiddet türlerini de içeriyor.
Kadın ve erkek nüfus oranına bakılacak olursa yüzdeleri çok yakın ama meclisteki temsil sayılarında ciddi bir fark var. Sonuçta siyasette kadın ve erkekteki ortak amaç daha iyi daha yaşanılabilir bir Türkiye…
Siyaset günümüzde mütevazılık gerektiriyor. Köylüyle köylü, kentliyle kentli, yaşlıyla yaşlı, çocukla çocukuk olması kısaca iletişim kanallarının insanlara açık olması gerekiyor çünkü siyaset fildişi kulelerde yapılmıyor.
Kadının siyasete katılımının desteklenmesinde öncelikle erkeklerin ne kadar teşvik edici, anlayışlı ve kendi konforundan ne kadar fedakârlık edebileceğini sorgulamak gerekiyor. Yani kadınların siyasette erkeklerin çok gerisinde kalmalarının sebebi, kadınların kendilerinden değil, onları çevreleyen erkeklerin davranış ve düşüncelerinden kaynaklanıyor.
Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasında ve kadının insan haklarının korunmasına yönelik politikaların geliştirilmesinde devlet, yerel yönetimler ve sivil toplum işbirliği son derece önemli bir rol üstleniyor. Bu işbirliğinde ihtiyaç, talep ve öncelik alanlarının ortaklaşa belirlenmesinin ve çözüme yönelik politikaların üretilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan yerel yönetimlerin, sürece aktif katılımı, hizmet sağlama olanaklarının çeşitliliği, erişilebilirliklerinin yüksek olması önemli bir farkı ortaya koyuyor.
Türkiye'de kadın olup, kadın kalmak güçlü olmayı gerektirir, çünkü Türkiye'de kadın olmak siyaset yapmak, her yerde bıkmadan kendinizi ezdirmeden, mücadele etmeyi “kadın gibi kadın olmayı” gerektirir. Ülkemizde kadın olmanın ne kadar zor ve aynı zamanda onurlu bir birey olmanın ne kadar önemli olduğunu, kadın olmaktan dolayı yaşananları herkes biliyor aslında...
Güleryüzü, kendinden emin ve başarılı çizgisiyle dikkat çeken, Ak Parti Antalya Il Kadın Kolları Başkanı Gökçen Özdoğan Enç’le zevkle okuyacağınıza inandığım bir söyleşi yaptık. Bir anne ve eş olarak siyasi arenada ikitidar partisinin il kadın kolları başkanlığını yapan Enç’le siyasette kadın olmanın zorluklarından, önümüzdeki seçime, hayat serüveninden gelecek ile ilgili beklentilerine her şeyi konuştuk.
- Hükümet bir yıl önce açılımlar yapacağını belirtti. İlk önce Kürt açılımı dendi daha sonra geri adım atıldı ve adı değiştirildi. Sanatçılar toplandı, Roman açılımı kadın kolları toplandı. Hala sıcaklığını korumakta olan bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ak Parti Hükümeti’nin başlattığı ‘Demokratik Açılım’ sürecini sulandırmaya, engellemeye çalışan bazı güçler, çeşitli yakıştırmalar yaptılar. Demokratik zemine oturmayan hiçbir iyileşme kalıcı olamaz. Biz, ‘Güçlü Türkiye’ tanımlamasının gerçek olması için mücadele ediyoruz. Çağdaş dünyada ekonomi, iç politika, sosyal hak ve eşitlikler, demokrasi gibi kavramlar birbirini bütünlemek durumundadır. Sorunları yok sayıp, görmezden gelerek, hep halının altına süpürerek kalıcı ve adil çözüm üretemezsiniz.
- Toplumsal yaşamda erkeklerle eşit olma mücadelesi gösteren kadınlar, siyasette aradığı eşitliği bulabiliyor mu?
Şu an aradığı eşitliği bulduğunu söyleyemeyiz. Önce zihinlerin dönüştürülmesi gerek. Ama öncelikle, kadınların, erkeklerin alanı olarak gördükleri siyaseti, hem kadınların, hem de erkeklerin eşit ve demokratik mücadele alanı olarak algılamalarını sağlamalıyız.
- Ak Parti Kadın Kolları seçim sürecine hazır mı? Seçim çalışmalarına başlandı mı?
Bizim teşkilatçılık anlayışımız “Seçimin ertesi günü, yeni seçim başlar” ilkesi üzerine temellendirilmiştir. Referandumun ertesi günü, yani 13 Eylül sabahı, biz 2011 seçimleri için çalışmaya başladık. Bu durum, hem ana kadememiz, hem kadın kollarımız, hem de gençlik kollarımız olmak üzere tüm teşkilatlarımız için geçerlidir.
- 2011 yılı siyasette yine bir dönüm noktası olacak, önümüzdeki yılla ilgili planlarınız nedir?
Bizim kişisel planlarımız olmaz. 7 yıldır Ak kadroların içindeyim. 2 yıldır da İl Kadın Kolları Başkanlığı görevini layıkıyla yürütmek için çalışıyorum. Partimizin kazanması, bizim temel hedefimizdir. Çünkü; Ak Parti’yi millet kurmuştur. Milletin içinden çıkan bir partide nefer olarak çalışmak en büyük onurdur.
- Ak Parti Kadın Kolları’nın öncelikli amacı nedir?
Öncelikle; tüm kadın kolları teşkilat mensuplarımı, yol arkadaşlarımı özverili çalışmalarından dolayı kutluyorum. Amacımız; iktidarımızın kalıcılığının devam etmesidir. Partimizin en önemli taşıyıcı güçlerinden birisi kadın kollarımızdır. Her seçim sürecinde ve öncesinde Ak Parti kadın kolları üyeleri, Ak Parti icraatlarını evlere taşır. İl, ilçe, belde başkanlıklarımız ile mahalle yapılanmalarımızı dinamik tutmak için çeşitli çalışmalar yaparız. Sosyal sorumluluk projelerimizi uygularız.
- Sosyal yardımlarda kadın kollarının ne gibi çalışmaları oluyor?
Ak Parti, siyasi partiler yasasına göre çalışmalarını yürüten bir partidir. Devletimizin sosyal yardımlarını, kanunların ve yönetmeliklerin uygun gördüğüne yapan bir kurumu zaten vardır. Biz kadınlarımızı hukuktan psikolojiye, sağlıktan ekonomiye, üretkenlikten çocuk gelişimine kadar her alanda bilgilendirerek sosyal sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz.
- Antalya bölgesinin bölgeye özel sıkıntıları var mı?
Yoğun göç alması gerçekten ciddi bir sıkıntı. Şehrin bunu taşıyabilmesi için çok stratejik planlamalar yapılması lazım ancak, mezarlık yeri bile bulmaktan aciz CHP’li bir Büyükşehir Belediyesi var karşımızda. İlerici olduğunu iddia eden bu zihniyetin Antalya’yı 10 yıl geri götüreceğini düşünüyor ve gerçekten üzüntü duyuyoruz. Bizce, Antalya’nın en önemli sıkıntısı; seçim öncesi söz verip, sonra da haberim yok diyen bir anlayış tarafından yönetiliyor olmasıdır.
- Kadınların ve kız çocuklarının eğitimi için neler yapıldı?
Ak Parti iktidarları döneminde eğitimle ilgili önemli adımlar atıldı. Mesele, bunun devamının sağlanabilmesi. Bu amaçla; herhangi bir nedenle, ilköğretim çağında olup da eğitim sistemi dışında kalan 6-14 yaşındaki tüm çocuklarımızın okullaşma oranını arttırmak için, 2003 yılında başlatılan ve 2008 yılında 81 ilimizde yaygınlaştırılan “Haydi Kızlar Okula” kampanyası ile 290 bin 244’ü kız olmak üzere 350 bin çocuğumuz okullu oldu. Yine, Milli Eğitim Bakanlığımız ve Halk Bankası’nın ortak yürüttüğü programla 4 yılda 3 milyon kadınımızı okur-yazar yapmak için “Ana Kız Okuldayız” kampanyası başlatıldı. 209 bin kadınımız okuma-yazma öğrendi.
Tüm ders kitapları, kız-erkek ayırt etmeksizin, ders yılı başında çocuklarımızın sıralarına konuyor. 2000 yılında yüzde 19.4 olan okuma yazma bilmeyen kadınların oranı, 2009 yılında yüzde 11. 6’ya düşmüştür. Yeterli mi? Tabi ki değil. Ama biz ‘Eğitime önem veriyoruz’ sözünün üstüne yatmıyoruz. Verdiğimiz sözün gereğini de icraatla, eylemle yerine getiriyoruz.
- Kardeşlik Projesi çalışmalarına başlamıştınız. Yeni projeler de var mı?
Genel Merkez Kadın Kolları Başkanlığımız tarafından 81 ilde başlatılan projenin Antalya ayağını biz yürüttük. Erzincan ilimiz kardeş şehrimiz oldu. Kitap toplama kampanyamız çok başarılı geçti. Kitaplarımızı Erzincan’a gönderdik. Erzincanlılar Derneği ile görüşmelerimiz sürüyor. Bunun gibi bir çok sosyal projemiz zamanla hayata geçirilecek.
- Türkiye kadın üzerinden dönüşmeye alışık. Malum, Cumhuriyet projesi kadın üzerinden yürümüştü. Türkiye bir dönüşümden geçiyor ve siz de kadına şiddetten istihdama, geniş yelpazede bir çalışma yürütüyorsunuz, bu birikmiş sorunlarla zor bir alan, nasıl bir çalışma planlıyorsunuz?
Öncelikle kadınlarımızın her alanda donanımlı olması gerekiyor. Siyaset, yaşayarak öğrenilen bir alan. Özellikle kadını siyasette görünür kılmak ve zihinlerdeki “Elinin hamuru ile erkek işine karışma” anlayışını yıkmak için ortak aklı devreye sokmak lazım. Siyasetin erkek işi olmaktan çıkarılması gerekiyor.
- Kadın sorunlarında aşılması en zor alan işgücü ve istihdam konusu mu?
En zor olan zihniyetlerin dönüştürülmesi… Bunun yanında iş gücü ve istihdam sorununu çözmek için Ak Parti hükümetleri olarak, çalışma hayatını düzenleyen kadın-erkek eşitliği ilkesinin sağlanması amacıyla, 2003 yılında iş kanununda değişikliğe gidildi. Kadın istihdamı, devlet tarafından çıkarılan yasalar sayesinde desteklemeye başladı. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini engellemek için Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu kuruldu
Mesela; 2010 yılı TÜİK verilerine göre, kadınların işgücüne katılma oranı, 2000 yılında kentlerde yüzde 17.2 iken, kırsalda 40.2’dir. 2009 yılına gelindiğinde kent için bu rakam yüzde 22.3’e yükselirken, kırsalda 33.6’ya gerilemiştir. Hükümetimizin 2008 yılında kadın ve genç istihdamını artırmaya yönelik teşvik uygulamasıyla, dünyada yaşanan krize ve işsizliğe rağmen bu verilere ulaşılmıştır.
- Partinizdeki kadınları siyasete hazırlamak için nasıl bir eğitim çalışması yaptınız?
Siyaset Akademileri’ni başlattık. Dönem dönem, kendi içimizde siyaset okur-yazarlığı ile ilgili sunumlar yapıyoruz. Ankara’da düzenli teşkilat içi çalışmalarımız oluyor. Onlara katılıyoruz.
- Meclis’te de 30’u Ak Parti’den 50 kadın milletvekili var. Ama kadınların varlığı ne siyasetin ‘erkek’ dilini, ne Meclis’in havasını değiştiriyor. Sizin görüşünüz nedir?
Sayının kesinlikle artması gerekiyor. Kadın, siyasette daha çok görünür hale geldikçe, erkeklerin siyaseti kodlama biçimi değişecek. ‘Beyim bilir’ anlayışından, ‘Ben bilirim’ anlayışına doğru bir geçiş dönemi yaşıyoruz. Birey olarak kadının güçlenmesi, siyasete de yansıyor.
- AK Parti hükümeti döneminde kadınların öneminin her zaman bilindiğini ve gereken değerin verildiğini düşünüyor musunuz?
Evet düşünüyorum. Kabinede iki bakanımız kadın. Bir dahaki dönem bu sayı inşallah daha da artacak. Bu bir toplumsal süreç. Biz, muhafazakar-demokrat bir parti olarak zihinlerdeki bu dönüşümü gerçekleştirmek için mücadele veriyoruz. 8 yıllık ve genç sayılabilecek bir partiyiz. Bugüne kadar, Atatürk’ün 1934 yılında yansıttığı o ilerici iradenin üstüne, Ak Parti dışında diğer partiler ne koymuşlar ki? Mesele; Ak Parti meselesi değil. Türkiye meselesi..


Gökcen Özdoğan Enç kimdir?

1976 yılında doğdu. İlk ve ortaokulu Serik’te, liseyi Çağlayan Lisesi’nde tamamladı. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nü 1998 yılında bitirdi.1999 yılında Antbel Otel’de Satış-Halkla İlişkiler bölümünde iş hayatına adım atan Enç, daha sonra Kepez Belediyesi’nde Halkla İlişkiler Müdürlüğü görevini, ardından Venexia Ege Bölge Distibütörlüğü ve Koordinatörü görevini yürüttü. Aktif iş hayatına kızının dünyaya gelişi nedeniyle ara verdi. 2004 yılında Ak Parti İl Kadın Kolları kongresi ile yönetime girdi. Sırasıyla Tanıtım ve Medya Başkanlığı sonrasında Teşkilat Başkanlığı görevlerini yaptı. Bu arada çalışma hayatına eşi ile birlikte kurdukları inşaat şirketinde devam etti. 2008 yılında Ak Parti Antalya Kadın Kolları İl Başkanlığı görevine getirildi. Bu görev nedeniyle aktif çalışma hayatını bıraktı. Kimse Yok Mu Derneği üyesi, evli ve bir kız çocuğu annesi.

SABAH AKDENİZ’DEN ALINMIŞTIR

04 Haziran 2009

YILMAZ SEVGÜL



Doğayla iç içe olmaktan, adrenalin içeren sporlardan hoşlanıyorsanız denge, estetik, esneklik ve gücü bir araya getiren bu sporlarda doğaya rağmen değil, ona uyum sağlayarak ilerleniyor. Fiziksel güç ve zekayı aynı anda kullanmak gerekiyor. Bir nevi insan kendi kendine meydan okuyor. Son zamanlarda dağlarda da durum şehirlerden farksız. Kazalar, peş peşe gelen ölüm olayları, kafalarda soru işaretleri bırakmaya başladı. Tamam dağlarda belki kapkaççılar, katiller, dolandırıcılar yok ama orada da, ‘Tabiat Ana’nın sözü geçiyor. Doğayla başbaşaysanız dikkatli düşünmek ve ani karar vermemek zorundasınız. Pratik ve aynı zamanda zeki hareketlerde bulunmak gerek… En önemlisi de bir çok şeyi aynı anda düşünmek zorundasınız.


22 senedir dağları ve doğayı yaşam tarzı haline getirmiş olan Yılmaz Sevgül, doğa ile buluşulduğu an en önemli olan şeyin eğitim ve teknik bilgi olması gerektiğinin altını çizdi. Sadece spor amaçlı değil, doğayla yaşamanın da bazı kuralları olduğunu vurgulayan Sevgül, öngörülerin doğada hayatta kalabilmek için en önemli özellik olduğunu vurguladı. Doğada yaşanan bir çok kazanın ya da ölümün öngörülerin yetersizliğinden ve bilgisizlikten kaynaklandığını belirten Yılmaz Sevgül, özellikle filmlerden etkilenen gençlerin bilinçsizce maceraya atılmalarının geri dönüşü olmayan sonlara yol açtığını ve bunun en büyük üzüntüsü olduğunu söyledi.


Geçtiğimiz günlerde çığ altında kalan kafile ile tekrar gündeme gelen dağ kazalarında gerekli önlemlerin alınmamasının ve bu işin standartlarının olmamasından kaynaklanan trajik olayların ölümlere yol açtığını belirten Sevgül, insan hayatının bu kadar kolay riske edilir bir durum olmadığını da önemle vurguladı.


Uzmanlık alanı kaya tırmanışları olan Yılmaz Hoca, bugüne kadar sayısız öğrenci yetiştirmiş ve eğitimin doğada hayatta kalabilmek için en önemli etken olduğunu öğrencilerine aktarmaya devam ediyor.


AKUT Arama Kurtarma Derneği’nin de Antalya Sorumlusu olan Sevgül, bugüne kadar katıldığı operasyonlarda, şartlar ne olursa olsun başkalarına faydalı olabilmek için öncelikle kendi risklerini gözden geçirdiklerini söyledi. Bizim kendi aramızda kullandığımız bir söz vardır diyen Yılmaz Sevgül “En iyi dağcı en uzun yaşayan dağcıdır” derken aslında bir çok kuralı da bu sözle özetlemiş oldu. Bugüne kadar bir çok operasyona katılan ve “Bizim için öncelik insan olmakla birlikte asıl hedef tüm canlılardır. Eğer kurtarılması gereken başka bir canlı varsa onu da asla es geçmeyiz”diyen Sevgül, yüklendikleri misyonun öneminin farkında olduklarını belirtti.


Doğa sporlarının amacının doğayla mücadele etmek olmadığı söyleyen Yılmaz Sevgül, “Bu işin yasal standartları oluşturulmadığı sürece dağa gidenlerin sayısının artmasıyla kazaların sayısı da artacaktır” diyen Sevgül yaptıkları envanter çalışmalarında özellikle yabancı turistlerin kaybolması vakalarının en çok yaşanan olaylar olduğunu belirtti. Bölgemizin coğrafi yapısı ve turistik özelliği nedeniyle daha çok dağ arama kurtarma konusunda uzmanlaşan AKUT Antalya Birimi, hareketli ve dinamik yapısıyla bir çok dağ arama kurtarma çalışmasına katıldı, büyük bölümü yabancı turist olan çok sayıda kazazedeyi kurtardı.


Doğa tutkunu ve kaya tırmanışları eğitmeni Yılmaz Sevgül’le dağ kazalarından, gönüllü organizasyonlara, Antalya’daki doğa sporlarından anılarına uzanan keyifli sohbetimizde samimi ve ilginç tespitleriyle doğa sporlarının hayatımızdaki yerine farklı bir pencereden baktık.



-Doğa sporlarında bu konudaki filmlerin etkisi, gençlerin ilgisini arttırıyor mu?


Filmler özellikle gençler üzerinde çok etkili. Geçtiğimiz yıllarda Görevimiz Tehlike filmi ya da Dikey Limit filmlerinden sonra birkaç gencin sırf macera uğruna hayatlarını tehlikeye attıklarının farkında olmadan yaptıkları tırmanışlar kendi hayatlarına ya da yaralanmalara sebep oluyor. Eğitimsiz birinin dağ ya da kaya tırmanışı yapması hele de gerekli ekipmanı yoksa resmen ölüme davetiye çıkarmaktır. Filmlerde özel teknikler kullanarak çekilen sahneler gerçekmiş gibi görünse de aslında gerçek hayat da olaylar hiç de filmlerdeki gibi olmuyor. Gençlerin ‘bende yaparım ne varki bunda’ diye yola çıktıkları maceralar çok üzücü olaylara sebep oluyor ve hala da olmakda… Bu filmler bizim başımızı çok ağrıttı. Türkiye’de bir ay içinde ipsiz tırmanan 4- 5 kişi kayalarda mahsur kaldı bazıları da düştü. Gençlerin her izlediklerinden etkilenmemesi için gerekli uyarıların da sık sık tekrarlanması gerekiyor.


-Doğa sporlarında en sık yapılan hata nedir?


Biz Türkiye’de eğitimi çok ciddiye alan bir toplum değiliz sorun buradan kaynaklanıyor. Bir alanla ilgili yeterli eğitimi almadan yarım yamalak hareket ediyoruz. Bunun doğaya yansımaları gerçekten çok trajedik… Son birkaç olay bize bunu çok net gösterdi. Biz bu alanla ilgili sorumlu birim olarak yıllardır insanları uyarmaya çalışıyoruz. Ama özellikle yabancı turistler ve gençler bu konuda en sık problem yaşayan gruplar.


-Geçtiğimiz günlerde yaşanan çığ faciasıyla tekrar gündeme gelen dağ kazaları için neler yapılmalıdır?


Pazar günü beni çığ uzmanı olarak NTV’de canlı yayına bağladılar. Ben çığ uzmanı değilim aslında. Sadece doğayı ve konuyu bilen biriyim. Yayında bana “Bu olayda ihmal var mı?” diye soruldu. Aslında o sorunun ne yeri ne zamanıydı. Olay olalı 3 saat olmuş ve bizim orada konuşmamız gereken buna neyin sebep olduğu… Ben biliyordum ki olayın üzerinden 3 gün geçtikten sonra bu olayda ihmal var mı yok mu bunu sorgulamayacaklardı. Öyle de oldu. Aslında o ekipde iyi dağcılarda olmasına rağmen, öngörü eksikliği bu faciaya davetiye çıkarmış. Zemindeki karın ıslak kar olması tabandan kaymalara sebep olur. 16 kişi nerden baksanız 1 ton 300 kilo civarındadır. Vadi yatağındaki birikmiş karı öngörebilselerdi bu baskıyı aynı anda yapacaklarına ya oradan geçmezlerdi mecburen geçmeleri gerekiyorsa teker teker büyük adımlarla geçerlerdi. Hepsinin aynı anda uyguladığı kuvvetin tabanda kaymaya neden olduğunu düşünüyorum. Çok detaylı bilgileri olsaydı ıslak karı gördükleri anda durmaları gerektiğini de biliyor olurlardı. Doğanın şakası yoktur. Eğer gerçekten gerekli bilgi ve ekipmana sahip değilseniz doğada hayatta kalmanız gerçekten şans eseri bir durumdur.


-En sık aldığınız ihbarlar nelerdir?


AKUT envanter çalışmamıza göre söylemeliyim ki en çok alınan ihbar kaybolma ve kayalardan düşerek yaralanma ihbarları. Antalya’da turizmle bağlantılı olarak problemler çok yaşanıyor. Antalyalılardan çok gelen turistlerin doğaya çıkıp başlarını belaya sokmalarıyla çok uğraşıyoruz. Çünkü bilmediği bir doğaya gelen turist çok rahat kayboluyor veya başı derde giriyor. Ayrıca bu konuda çok cesurlar şahsen ben bile yurtdışında bilmediğim bir ülkenin doğasına hemen çıkmaya cesaret edemem. Ayrıca bu sporları ticari olarak yapanların bir çoğu rehberlere az para veriyorlar ve eğitimli eleman çalıştırmıyorlar. Bu yüzden de organizasyona katılan kişiler bütün risklere açık oluyorlar. Ticari kaygıyla bu işi yaparsanız gerçekten insanların hayatıyla oynamış olursunuz. Bunun çok ciddi yaptırımlarının olması lazım.


- Bu konuyla ilgili gerekli yasal düzenleme nedir?


Yasal düzenlemelerde çok ciddi eksikler var. Belirli kriter ya da standartlar eksik. Bu sporları yaptıran kişilere bir sertifika verilmiyor. Onları denetleyen bir sistemde yok. Kar amaçlı çalışmaların başlarına ne gibi işler açabileceğinin farkında değiller. Şirketler kendi elemanlarını çok disiplinli bir şekilde çalıştırıp güvenlik sistemlerini öğretmeleri gerekiyor. Mesela riskli bir yerden geçiyorsanız profesyonel çalışan rehberlerin bütün güvenlik önlemlerini maksimum düzeyde almaları lazım. Birinin başına bir şey gelirse onu kurtarabilecek maksimum önlemlerinde öncesinde düşünülmesi planlanması lazım. Her profesyonel eğitmenin mutlaka bir B planı olmalıdır. Disiplin, güvenlik ve bilgi üçlemesi olmayan bir aktivitede hayatda olmanız gerçekten şans eseridir. Benim planladığım tüm parkurlarda önceden kendim en az iki kere o rotadan geçer tüm riskleri hesaplar gerekli önlemleri alır sonra öğrencilerle birlikte giderim. Doğada zor şartlar altında yapılan bu sporlar




önceden planlanmamışsa sadece yapılan işi şansa bırakmaktır. Sonuçta bilginizin yetmediği bir noktada başka birine hayatınızı teslim ediyorsunuz.


-Antalya’daki ekoturizmin canlandırılması için neler yapılmalıdır?


Kaya tırmanış rotalarının, trecking güzergahlarının projelendirilmesi lazım. Nerede su var, nerede risk var bunların bilinmesi lazım. Yazın en çok karşılaşılan sorun dehitrizasyondur. (vücuttaki su kaybı) Bunların bir sisteme oturtulması gerekiyor. Bütün bu kazaların önüne geçilmesinin en güzel yolu belirli kurallara oturtulmasıdır. Bunun yanında ekolojik sistemi de tehdit etmememiz gerekiyor. Doğal güzellikleri yok ederseniz, kaynakları tüketirseniz ekoturizm potansiyelini de yok edersiniz. Mesela taş ocakları bunun en güzel örneğidir. Ya da rant uğruna portakal bahçelerinin, sahillerin tüketildiği bir ortamdayız. Siz bu kaynakları yok ederseniz yarın, bir gün turizm biterse oturup binalar mı yiyeceksiniz? Verimli topraklar üzerine bina yapılıyor. Yağmur yağdığında dağlardan Antalya’ya baktığınızda liman bölgesi kocaman bir göle benzer. Orası su toplama havzası ve günlerce yağmur yağarsa orası göl oluyor ve o gölün üzerinde şu anda binalar var. Doğa intikamını bir şekilde alıyor. Gelecekte olacak doğal afetler için zemin hazırlıyorsunuz. İmar planlarında doğal kaynakların verebileceği riskleri hiç hesaplamamışlar. Her yer beton olduğunda su nereye gidecek? Birikecek ve bir yere saldıracak bu da sel olarak adlandırılacak. Küresel ısınma sebebiyle dünyada örnekleri olan öyle şiddetli sağanaklar yağar ki altyapı kaldırmaz.


-Bugüne kadar sizi en korkutan ve en gururlandıran tırmanışlarınız hangileri oldu?


Ben hep tedbirli bir insandım. Bu yüzden çok fazla tehlike atlatmadım. Bizde bir kural vardır. En iyi dağcı en uzun yaşayan dağcıdır denir. Bu direk bakış açınızla ilgili riski minimuma indirmenin mutlaka yolları vardır. Ben hep güvenlikten yana kullandım tercihimi. Ama öngöremediğiniz objektif riskler var. Güzeller Kuzey Duvarında 7 metre kontrolsüz bir düşüşüm oldu ve gerçekten kontrolsüz bir düşüştü. 600 metrelik dimdik bir duvara malzemeyle ilk defa çıkıyoruz. İlk defa çıkılan bir rota ve yukarısı geçit vermiyor. Islak bir zemine geldiğimde kaydım ve düştüm aşağı… Birinci malzeme kayadan çıkıp suratıma vurdu dudağımı parçaladı, ikinci malzeme beni tuttu ama çok aşağı gittim. Bir uçurumun kenarında tamamen boşlukta başaşağı dönerek sallanıyorum ve ağzımdan kan boşluğa akıyordu. Bu beni ürperten bir olaydır. Burada en büyük şansım kırığımın olmaması, o zaman kesin hayatımı kaybederdim. Neticede bu tür trajediler bu işin doğasında var. Bunun aksine bir başka tırmanışta Nasuh Mahruki ile tırmanıyoruz. 600 metrelik bir duvara kış koşullarında tırmanıyoruz. Hava -30 derece ve bir gece de duvarın üzerinde geceledik. O kadar acılı bir tırmanış ki, Kuzey Duvarı güneş görmez ve inanılmaz soğuktur. Duvarı bitirip o güneşi gördüğümdeki ısınma ve mutluluk hem tırmanışı bitirmiş olmamız hem o sıcaklık benim en çok mutlu olduğum anlardan biridir. Çünkü biz zor mutluluğu yakaladık.


-AKUT Antalya Biriminin çalışmaları nasıl gidiyor?


Türkiye’nin neresi olursa olsun, eğer dağ arama kurtarma çalışması gerekliyse biz her yere gidiyoruz. Bizim ekibimiz dağ arama kurtarma üzerine deneyimli. Ağrı dağlarına ya da Ala dağlardaki dik duvarlarda mahsur kalanları almamız gerekebiliyor. Büyük bir afette her yere gidiyoruz. Pakistan bölgesinin arama kurtarma liderliğini ben yaptım ve en zor görevlerden biriydi. Birleşmiş Milletlerin ilk AKUT bölgeye alınsın talimatını ilk duyduğumuzda yadırgadık ve altında ne var acaba dedik ama sonradan öğrendikki AKUT tüm dünyadaki tek tam gönüllü hizmeti veren sivil toplum kuruluşuymuş. Diğer STK’lar yarı gönüllü olarak çalışıyorlarmış. Biz bu işi hiçbir ücret almadan yapan dünyadaki tek organizasyonuz. Ama buna rağmen 99 yılındaki depremden sonra yapılan yoğun bağışlar şimdilerde neredeyse durdu. Bizim sadece başımıza bir şey gelince aklımıza yardım etmek geliyor. Oysa biz sürekli bir şeyler yapıyoruz. Ama bunların çoğu basına yansımıyor. En son basına yansıyan çalışmamız Adrasan yangınındaki desteğimiz. Bizim yangın bilgimiz olmamasına rağmen insan gücü olarak biz bile şaşırdık orada nasıl müdahele ettiğimizi düşününce… Gönüllülük böyle bir şey işte, ihtiyaç olunduğunda canınızı malınızı düşünmeden yardıma koşuyorsanız siz gerçek bir gönüllüsünüzdür. Biz keçi bile kurtarıyoruz ara sıra, sonuçta kurtarılan şeyin canlı olması bizim için tek kriter, bunu insan ya da hayvan diye ayırmıyoruz. Dil,din, ırk gözetmeden yardıma koşmak bizim ilk ilkemiz ve kuruluşumuzun da kurulma amacıdır.




YILMAZ SEVGÜL KİMDİR?


09.06.1969 Tunceli’de doğdu. 1993’de Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Öğretmenliği’nden mezun olan Sevgül halen Akdeniz Üniversitesi BESYO öğretim üyesi ve AKUT Antalya Birim Sorumlusu olarak görevine devam etmektedir. Bir çok ilk tırmanışın sahibi olan Yılmaz Sevgül sırasıyla 1993-Niğde Aladağlar Direktaş Kuzey duvarı 500m.solo ilk türk çıkışı,1994-Antalya Sivri dağ Doğu duvarı 1050m. solo ilk türk çıkışı, 1994-Antalya Tahtalı Dağı Güney batı 600m Solo ilk kış çıkışı, 1995-Niğde Aladağlar Demirkazık Kuzey batı sırtı600m İlk solo çıkış, 1996-Antalya Kızlar sivrisi Kuzey yüzü ilk kış solo çıkışı 1000m, 1997-Niğde Aladağlar Direktaş Kuzey Doğu Diyadreli ilk solo türk çıkışı 500m., 1997-Antalya Sivri dağ Sinema perdesi ilk sportif rota 160m.,


1998-Antalya Dastaratacağı(Kaplan Kapanı)Dağı Doğu duvarı İlk çıkışı 800m, 1998-Niğde Aladağlar Güzeller kuzey duvarı ilk kış çıkışı 600m., 1998-Antalya Delik dağ Doğu duvarı 1200m ilk solo çıkış, 1999-Antaly Finike Sarı kayalar Doğu duvarı 900m, 2003-Antalya Dastaratacağı(Kaplan kapanı)Doğu duvarı yeni rotalarının ilk çıkışlarının sahibidir.