Turizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2010

SURURİ ÇORABATIR



Belediyeler vizyonlarını yenilemeli



Belediyeler turizmi yok sayıyor



Turizm sezonunun resmi olarak başladığı günlerde AKTOB Başakın Sururi Çorabatır’ı ağırladık. Çorabatır, en çok turizmi düşünmeyen, 3 kilometre arayla sıralanmış vizyonsuz belediyelerden şikayetçi



Sancılı geçen 2009 sezonunu başarıyla atlatan Antalya’da bu yılın manşetlerindeki haberleri şimdiden görür gibiyim. “Turizm patladı” ve “Bu yıl rekor kıracağız” manşetlerinin devamında turist sayısındaki artıştan bahsedilse de aslında kazancımız ve kayıplarımızın masaya yatırılması gerekiyor. Salt turist sayısına endeksli bir tablonun gerçeği yansıtmadığını 2009 sezonunda bizzat yaşadık. Krizin etkilerinin azalmasıyla birlikte canlanmalar da kendini hissettirdi ama bundan sonrasını nasıl planlayacağız?


Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği’nin (AKTOB) dinamik ve güler yüzlü Başkanı Sururi Çorabatır, turizmde çok rastlamadığımız ve alışık olmadığımız bir söyleşiye imza attı. Düşüncelerini SABAH Akdeniz okurları için dobra dobra açıklayan Başkan, tespitlerini cesaretle dile getirdi.


Pembe gözlüklerle bakmaya alışık olduğumuz turizm sektörünün gerçeklerini samimiyetle masaya yatıran Çorabatır, bu konuda alınması gereken önlemleri de sıraladı. 2010 ve 2011 yıllarının bizim için çok önemli olduğuna dikkat çeken Başkan, bu yılların Antalya turizmindeki dönüm noktası olduğunu belirtti.


Antalya’nın tüm dünyadaki bilinirliğinin en az İstanbul kadar olduğunu söyleyen Çorabatır, asıl önemli olanın marka değeri olduğunu da bir kez daha hatırlattı.


Antalya’daki tanıtım ve yatırımın bugüne kadar devletin ve derneklerin desteğiyle yapıldığını, oysa ki turizmde çok önemli bir yeri olan bankacılık sektörünün bu tanıtım ve yatırım planlamalarına niçin katılamadığını merak ettiğini açıkladı. “Örneğin bankalarımız tarihi yerlerimizin restorasyonunda sponsor olabilirler, kültürümüze sahip çıkmamız, kültür ve turizmi beraber düşünmemiz gerekir. Kültür ve turizm birbirinden ayrılamaz” diyen Sururi Çorabatır, sadece doğal güzelliklerimizi pazarlayarak bu sektörü yaşatamayacağımızı, kültürümüzü de tanıtmamızın turizmin devamlılığı açısından önemli olduğunun altını çizdi.


Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hiç şüphesiz ki Antalya, dünyanın en güzel yeridir” cümlesini hatırlatan Çorabatır, “Antalya’ya sahip çıkmak ve onu hak ettiği yere getirmek sadece işimiz değil, bize bu toprakları bırakanlara olan vicdani sorumluluğumuzdur, vefa borcumuzu ancak bu şehre sahip çıkarak ödeyebiliriz” dedi.


2010 sezonu için hazırlıkların tamamlandığı bölgemizde, sezon öncesinde Antalya turizmine dair notların alındığı, mevcut durumumuzu ve beklentilerimizi masaya yatırdığımız keyifli sohbetimizin sonunda, öncelikle kendi elini taşın altına koyan turizm sevdalısı Sururi Çorabatır’la ortak bir dileğimiz var, “Turizm patladı” ve “Bu yıl rekor kıracağız” manşetlerinin sektöre nazar değdirmemesi…



- AKTOB 2010 kışını nasıl geçirdi?


Turizmciler olarak çok çabuk bir araya gelip önemli kararlar alabiliyoruz. 1990 ve 2000 seneleri arasına baktığımızda gerek Antalya gerek Türkiye olarak birçok sıkıntı ve kriz atlattık. Turizm sektörü tüm olumsuzluklardan en çabuk etkilenen sektör. Kriz ortamında bir masanın etrafında çok çabuk toplanabilme ve krizi yönetilme becerisine sahip olmamıza rağmen krizin ardından çok çabuk rehavete kapılıyoruz. Antalya’nın yurtdışındaki bilinirliğini arttırmaya yönelik fuar çalışmalarımızdan çok iyi geri dönüşler alıyoruz. Sadece profesyonellerin katıldığı fuarlara değil, tüketicinin katıldığı daha küçük fuarları da ekleyerek bu yıl 35 fuara katıldık. Birebir tüketiciyle görüşme ve tanıtım imkânımız oldu. Pazar çeşitliliği açısından önemli ilerlemeler sağladık. Profesyonellerin bir araya geldiği fuarlar prestij fuarlarıdır ve çok önemlidir ama tüketici fuarları da atlanmaması gereken fuarlar.


- Geçtiğimiz sezonun olumsuz etkilerini bu yıl silebilecek miyiz?


Döviz bazında gelirlerimizde gerileme olurken, giderlerimizin yükselmesiyle kazançlarımız düştü. Döviz kurundan dolayı Türk lirası gelirimizde artış olmasıyla kazanç sağladığımızı söyleyemeyiz. Antalya havalimanından geçtiğimiz sezon 9 milyon turist giriş yaptı ve yüzde 2’lik düşüş gösterdik. Turist sayısı bazında güzel bir gelişme ama bununla birlikte Antalya’nın kayıpları oldu. Bunları telafi etmek çok önemli. Ne yazık ki bununla ilgili hem biz hem de diğer sivil toplum örgütleri bir planlama yapamadık. Sadece 2009’u stabil bir şekilde geçirebilmek için çalışmalar yaptık ama 2010 ve 2011 sezonu öyle değil. Bunun hazırlığını çok detaylı yapmamız gerekiyor. Turizmi 12 aya yaymamız gerektiğini Sayın Başbakan bile söylerken, biz bu konuda ne yapıyoruz? Hiçbir şey yapmıyoruz. Sadece bunu istiyoruz. Hedefe gitmek, çalışmakla olur. Sadece isteyerek yapmamız mümkün değil.


- Antalya Kongre Bürosu’nun yeni planlamaları yapıldı mı?


Antalya'nın kent ve destinasyon olarak turizmdeki geleceğinin daha sağlıklı şekillenebilmesinin en önemli adımı turizm etkinliklerinin yılın tamamına yayılmasıdır. Antalya bölgesindeki otellerde önemli bir kongre ve toplantı altyapısı bulunuyor. Ancak bu potansiyelimizi yeterince değerlendiremedik. Hedefimiz Kongre Bürosu ile bu potansiyelimizi yurt içi ve yurtdışında daha etkin tanıtarak, önemli organizasyonları Antalya'ya çekmek. Kongre ve toplantı turizminin gelişmesi ile hem bölgemizin düşük sezonu hareketlenecek, turizm 12 aya yayılacak, hem de yüksek gelir gruplarından insanlar bölgemize çekilebilecek. Böylece otellerden başlayarak tüm tedarikçi zincirinin, istihdam edilen personelin, kısaca bölgemizde ve kentimizde yaşayan tüm insanların refahının artmasına katkıda bulunulacak. Antalya Kongre Bürosu (ACB), bünyesinde çalışmaları yürütecek profesyonel bir ekip kurulması, önümüzdeki yurt dışı fuarlara katılım sağlanarak, etkin bir tanıtım yapılması konusunda çalışmalara başladık.


- Antalya’daki hizmet-fiyat-kalite üçlemesini dengeli buluyor musunuz?


Gündemde iyi şeylerle kalmak elbette ki çok önemlidir. Biz bunu başardığımıza inanıyoruz. Geçen sene sektör fiyat-kalite dengesini iyi ayarlayarak bu pax sayıları oluştu. Diğer sektörlerle karşılaştırdığımızda iyi bir sonuç aldığımız ortada. Fiyatların 2009’da geriye gelmesiyle 2010’daki dengeyi şöyle sağladık. 2009’un kontrat fiyatlarını 2010’a yansıttık. Bazı oteller fiyatlarıyla ilgili yükselen oynamalar yaptı ama bunu sektöre mal edemeyiz. Genelimiz, ben de dahil olmak üzere 2009 kontrat fiyatlarını kullandık. Ama Antalya’daki 16 milyar dolarlık yatırıma baktığımızda, karşılığı bu mudur? İşte bunun tartışılması lazım. Bu güzelim tesisler, kalite, hizmet, havaalanımız ve şehrimizi düşünürsek bunun değeri bu fiyatlar değildir?


- Antalya bilinirliği olan ama marka değerini ortaya koyamamış bir şehir, bu fiyatları etkiliyor mu?


Marka değeri hakikaten çok önemli bir konu, yerel yönetimler ve sivil toplum marka değeriyle ilgili adımlar atmaya çalıştılar ama sabun köpüğü misali kaybolup gitti. Bir anlık alevlenmeler bizi sonuca götürmüyor. Antalya bilinirliği en az İstanbul kadar olan bir şehir ama markalaşma çok farklı. Turizmi 12 aya yayıp, bırakılan gelirin yükselmesi, istihdamın istikrarındaki en önemli adım marka sürecidir. Eğer Antalya’yı markalaştıramazsak, Paris, Roma, Barselona gibi olamazsak sadece doğal kaynaklarla ileriye gitmemiz mümkün görünmüyor. Sayın Kültür ve Turizm Bakanımızın da önemle üzerinde durduğu Antalya’nın tarihini marka değeriyle ilgili çalışmalarda birleştiremezsek, kültür ve tarihe yönelik bir müşteri kitlesi oluşturamazsak önümüzdeki senelerde Antalya kaybedecek.


3 KİLOMETRE ARAYLA BELEDİYE VAR


- Bölgenin turizm politikasında nasıl bir yol izlenmeli?


Antalya’nın destinasyon markası olma yönünde çalışmaları yapılırken alt bölgeleri de unutulmamalıdır. 640 kilometre sahili olan bir şehirde Gazipaşa’yı da Oymapınar’ı da Kaş’ı da konuşmak zorundayız. Bunun için komple bir plan yapılmalıdır. Çok rahatsızlık duyduğumuz konulardan birini açıkça söylemek isterim. Kimseyi gücendirmek istemeyiz ama 640 kilometrelik sahil içinde sayısını bilemeyeceğimiz kadar belediye var. Kendi bölgemde bile ilçe belediyesinin altında 3 kilometre arayla belde belediyeleri var. Turizm yapılan bir şehirde bu kadar belediyeyle iş yapmak, proje hazırlamak, masaya oturmak mümkün değil, bir de parti farklılıkları var. Böyle olunca master planlama yapılamıyor. İmar müdürü olmayan bir belde belediyesinde 30-40 milyon liralık yatırım yapacak bir yatırımcıya nasıl yön vereceksiniz? Nasıl kontrol edeceksiniz? Biz turizmciler yatırımlarımızı yaptık, işletiyoruz da ama dışarı çıktığımızda görülen manzara çok yetersiz. Antalya merkeze neden turist gelmiyor diye soranların aslında belediyecilik hizmetlerini incelemesi lazım. Turistlik bir bölgede veya ilçede sadece kaldırım ve festival yapmak turizm açısından yeterli değil. Bu konuda belediyelerin vizyonlarını yenilemesi lazım.


- Peki, belediyeler özel ve farklı bir proje hazırlayıp, size altından kalkamayacaklarını ve destek beklediklerini iletseler cevabınız ne olur?


Ben Manavgat bölgesinin otelcisiyim. Kendi bölgem için konuşursam, 10 tane belediye var. Bugüne kadar herhangi bir proje getirmediler. Farklı partilerden 10 belediyeyi aynı çatı altında bir araya getirmek zor olsa da böyle bir proje gelse desteklerdik. Sayın Antalya Valimiz belediyecilik çalışmalarını yakından takip ediyor ama bunun yanında bizim bunları bir araya getirmemiz lazım. Gelen misafirler sadece otellere gelmiyor. 14 gün bir insanı otelde tutmanız mümkün değildir. Bu projeleri hazırlarken bizlerin de aralarında bulunduğu komisyonlar olmalı, bu kadar yatırımı yapmışız, turizmle ilgili koordinasyonu sağlayacak projelere destek mi vermeyeceğiz? Cazibe merkezi projeleri yaptınız da yapmayın mı dedik. Birbirini taklit değil, ayrı ayrı bölgelerde farklı temaların işlenmesi lazım. Maalesef yerel yönetimlerin seçildikleri günden itibaren yaptıkları tek şey bir sonraki seçimde nasıl oy alabiliriz hesapları yapmak. Geçtiğimiz günlerde bir yılını dolduran belediyelerimizin çalışmalarına baktığımda, üzülerek belirtmeliyim ki bir yılda turizmle ilgili hiçbir proje yapmadıkları gibi, turizmin gelecekteki projelerinde de yer almadığını gördüm. Bu şehirde turizmi yok sayarak bir şey yapamazsınız. Yerel yönetimler bana, sezon nasıl olacak, kaç kişi gelecek diye soruyor ama kimse ne yapabiliriz diye sormuyor.


SEZANO GİRERKEN YAPILACAKLAR


- 2010 sezonu öncesinde yapılması gereken son denetimler nelerdir?


Hizmet kalitemizi 2009’dan daha iyi yapmamız lazım. Arıtmalar ve altyapı hizmetlerinin deniz kirliliğine neden olmaması için tekrar gözden geçirilmesi gerekli, inşaatların 15 Mayıs’a kadar bitmesi ve etrafının toparlanması lazım, su sporlarının düzenlenmesi lazım, sahilde hizmet veren yatların ve tur şirketlerinin denetlenmesi lazım, ören yerlerinin acil bir şekilde gözden geçirilip müşterinin en basitinden tuvalet problemi yaşamaması lazım, pazar yerlerinde ve dükkânlarda mutlaka fiyat etiketlerinin olması lazım, oteller ve tedarikçi firmalar gıda kalitesine ve içki denetimlerine çok dikkat etmeliler, havalimanı, anketlerimizde en çok övgü alan yerlerden biri, bu yılda aynı başarıyı göstermemiz lazım, Antalya’nın her şey dahil sistemindeki standartlara dikkat etmesi, aile ve çocuklara yönelik etkinliklerin arttırılması gerekli, havai fişek gösterilerinin ve hanutçuluk olaylarının denetlenmesi gerekiyor. Hala müşteriyi kolundan tutup çekenler var. En önemli eksiklerden biri, şehrimizin haritası yok. Tabelalar ve ilan panoları acayip bir görüntü kirliliğine sebep oluyor.


- Antalya, tanıtımı için yeterli imkân yaratılıyor mu?


Kriz dönemi olmasına rağmen Bakanlığın 2009 ve 2010 ile ilgili tanıtım çalışmaları hakikaten çok büyük başarı sağladı. Sayın Kültür ve Turizm Bakanımız tanıtım ihaleleri için TÜROFED’den temsilci aldı. O masanın etrafında biz de oturduk. Fuarlar hariç 45 milyon dolarlık bir bütçenin planlanmasında bizlere de yer verildiği için teşekkür ediyorum. Farklı koldan tanıtımlar yerine tek elden tanıtım yapılması için “Cebimizi ve gücümüzü birleştirelim” sloganıyla Tanıtım A.Ş’nin kurulması gündemde. Böylelikle yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri daha etkili tanıtım yapabileceğiz. Rusya fuarında toplamda 50 milyon dolarlık bir bütçeyle bulunmamıza rağmen istediğimiz etkiyi alamadık. Tanıtım A.Ş. ile ortak bir tanıtım politikasında birleşip daha kalıcı sonuçlar elde edebileceğiz.


BANKALARA SİTEM VAR


- Bölgenin kültürel mirasının devamlılığı için neler yapılabilir?


Turizm sektöründe milyar dolarlık yatırımların hepsi öz kaynakla olmadı. Muhakkak finans desteği aldık. 90’lı yıllarda Kalkınma Bankası desteğiyle ilerledik, ondan sonrasında özel bankalar da sektöre girdi. Fuarlara katılıyoruz, bütün banka bölge müdürleri de bizlerle beraber oradalar. Yatırımlarla ilgili verdikleri kredi desteklerini kriz dönemi de dahil olmak üzere yasal faiziyle birlikte geri ödüyoruz. Bu konuda bir sitemde bulunmak istiyorum. 2009 yılında birçok bankanın Yönetim Kurulu Başkanlarıyla, birçok görüşmelerde bulundum. Hepsi, “turizme kredi anlamında nasıl destek verebiliriz? Nasıl kredi kartı verebiliriz?” diye sordular. Yatırımları destekledikleri için teşekkür ederiz ama mesela bu hafta iki tane özel bankanın üst düzey yöneticilerinin katılacağı toplantılar Antalya’da yapılacak. Hatta birinde Sayın Günay da yer alacak. Bankacılarımıza sormak istiyorum, tanıtıma hiç destek oldunuz mu? Sponsorluk çalışmalarında herhangi bir destekleri niçin olmuyor? Mesela niçin “Perge’nin restorasyonunu biz üstleniyoruz” diyen bir banka çıkmıyor? İstanbul’da Genel Merkezi bulunan tüm bankaların Manavgat’ta da bir şubesi bulunuyor. Eğer turizm sektöründen bankalar kazanç sağlamıyorsa neden bu kadar çok şube açıyorlar? Eğer siz de bu sektöre dahilseniz o zaman neden sadece ticaret yapıyorsunuz da elinizi taşın altına koymuyorsunuz?



KUTU



ÜÇ ÖNEMLİ TEŞEKKÜR



- Kriz yılı sonrasında işler iyi görünüyor. Bu anlamda bundan sonra ne yapmalıyız?


Kriz sonrası dönemlerde ivmeyi iyi kullanmak yerine, rehavete düşülüyor. Bir krizi iyi yönetmek kadar, kriz sonrası rehaveti iyi yönetebilmek de önemli. Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’ın da gayretleriyle bu sefer kriz sonrası dönemi daha iyi değerlendireceğiz. Artık dinlenmek yerine 2011’i planlamalıyız. Bakanımızın da katılacağı bir Turizm Danışma Kurulu’yla, bundan sonrası için destinasyonlar bazında 10 yıllık planlar yapmalıyız Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Antalya Valisi Alaaddin Yüksel ve Kültür ve Turizm Tanıtma Genel Müdürü Cumhur Güven Taşbaşı Antalya için çok önemli kararlar alıyor ve bizleri destekliyorlar, sektörümüz adına kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum.

16 Kasım 2009

HÜSEYİN BARANER



Antalya turizminin ilk başladığı yıllardan itibaren, şehrin portakal kokulu sokaklarından bugünlere olan değişiminin en yakın şahitlerinden biri olan Hüseyin Baraner, bu kentte turizm sektörüne girdiğinde yıl 1978’di.

Tatil için geldiğinde güzelliğinden etkilenen Baraner’in Antalya aşkı, bugün de ilk günkü gibi devam ediyor. O yıllarda turistler, Antalya’da çektikleri fotoğrafları kendisine gösterirken “Bu resmi sadece sana gösteriyoruz. Sakın kimseye söyleme. Orayı kimse öğrenmesin” dediklerinde Antalya’nın dünya turizmindeki kaderini çizmişlerdi aslında…

Çok kısa bir zamanda çok hızlı bir ilerleme kaydeden Antalya, şuanda 10 milyon turistin milyonlarca fotoğrafına ev sahipliği yapıyor.
Yıllar çok çabuk geçti ve bu gelişme bir takım sorunları da beraberinde getirdi. Küresel ekonomik kriz sonrası tekrar yapılanma gerektiren markalardan biri olan Antalya aslında dünya sıralamasında krizden etkilenmeyen iki şeyden birincisini oluşturuyor. Hüseyin Baraner, yapılan araştırmaların sonucunda kruvaziyer turizmi ve Antalya’nın bu krizden etkilenmediğini belirtti.
Sektör içindeki doygunluğun sebep olduğu sıkıntıları masaya yatıran turizmin duayeni Hüseyin Baraner’le gerçekleri konuştuk.
Aslında gerçek kahramanların hiç konuşmayan kişiler olduğunun altını çizen Baraner, sektördeki vefasızlığın sonuçlarını yaşadığımızı da bir kez daha vurguladı. Uzmanlaşmaya önem verilmediğini ve sektörel sorunların çözülemediğini belirten Hüseyin Baraner, Antalya’da yaşayan herkesin sorumluluklarının farkına varması gerektiğini belirtti.
Antalya’nın kaybettiği doğal zenginliklerinin en büyük üzüntüsü olduğunu defalarca tekrarlayan Baraner, bizlerin de çok önemli bir sorunu, bir kez daha düşünmesini sağladı. Ve bu sefer Hüseyin Baraner bizlere sordu;
“Antalya ‘rekabet gücü’ ile yenidünyadaki kriterlere gelecek beş, on, yirmi yıl içerisinde ne kadar cevap verebilecek?”
- 2009 turizm sezonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
2009 sezonu kötüydü demek son derece yanlış olur. Türk turizmi derken neyi anlıyoruz onu da masaya yatırmak lazım. Yatırımcıların çoğu gerçek turizm dinamiklerine danışmadan her hangi bir yere yatırım yapıyor. Bu tamamen turizmin ve müşteri beklentisinin dışında bir yatırım olduğunda da “Türk turizmi kötüydü” diyorlar. Yanlış, bilgisizce danışılmadan yapılan yatırımlarla turizmin hiçbir alakası yok. Herkes kendi beceriksizliğini turizme bağlıyor. Dolayısıyla gerçekten müşteri taleplerini takip eden, dünya piyasalarındaki gelişmeleri izleyen kurumlar son derece başarılı olmuştur. Dünya pazarlarıyla entegre olmuş, iyi işletilen tesislerle, dünya pazarlarından kopuk, başarısız olmuş tesisler arasında beyanat yarışması izliyoruz. 2009 yılı bütün dünya pazarında yüzde 2-30 arasında düşüş kaydederken Türkiye bu düşüşten etkilenmedi ve başarıyla kapattı.
- Turistlerin tatil beklentilerinde ne gibi değişiklikler gözlemliyorsunuz? Turist bizden ne bekliyor?
Son iki yılda karşılaştığımız yeni müşteri profilinde, genelde seyahat deneyimi üstün, tatil tecrübesi zengin, tok ve heyecansız bir kitle çıkıyor karşımıza. Yeni tüketici kitlesi, kimi zaman profesyonel bir turizmci kadar destinasyon ve ürün hakkında sorumlulukları ve hakları konusunda bilgili. Kimi tatilci, cebindeki ‘Frankfurt er Tabelle’ ile beraber geliyor. Turist tatil ortamını keşfederken kendisinin de destinasyon tarafından keşfedilmesini istiyor. Müşteriler uzman, bilinçli, tecrübeli yeni heyecan ve tat avcıları olarak karşımıza çıkıyor. Hedefimiz ‘Üreten Türkiye değil, nesilden nesile üreten Türkiye’ olmalıdır. Sadece 5 -10 yıl süren ticari başarılar, başarı değildir. Yeni tüketici profili, tur operatörü, seyahat acentesi, uçak şirketi, otel, destinasyon ve ürünün geneli için internetten bilgi depoluyor. İnternet sitelerinden ve internetteki sosyal ağlardan bilgi alıyor. Forumlardan diğer tüketicilerin görüşlerini alıyor ve satın alacağı ürün hakkında önceden kafasında bir resim oluşuyor. Tüketici, internetin sunduğu sayısız fiyat kıyaslama imkânlarından ve ‘En ucuzu bul’ arama motorlarına yoğun ilgi gösteriyor çünkü küresel kriz marka algısını da değiştirdi. Tüketici parasının değerini tam olarak kavradı. Karşılığını tam olarak aldığı ürünlere o ürün için parayı çekinmeden ödüyor. Üst gelir grupları dâhil, her gelir grubuna ait tüketici, indirim ve promosyon kampanyalarını yakından takip ediyor. Bir ürünün karşılığını hesaplarken, kafasındaki kendi ölçütlerini kullanıyor. Bir müşterinin içinden bin değişik müşteri çıkabiliyor. Mesela sabah sadece bir simit tüketen kişiye eğer doğru ambiyansı yaratabiliyorsanız aynı günün akşamı şampanya sipariş edebiliyor. Bu yıl 3 yıldızlı bir otelde ekonomik tatil geçiren müşteri gelecek yıl pahalı bir butik otelde kalabiliyor. Heyecan veren sahici ürünler müşterileri etkiliyor.
- Yatırım konusunda Antalya’yı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yatırım eğer oda odaklıysa sona geldik. Antalya turizmi mevcut olan odaların zenginleştirilmesini, etrafının çeşitlendirilmesini istiyor. Antalya turizmi Türkiye için en büyük kaynaklardan biridir. Mevcut yatırımların etrafının alternatiflerle değerlendirilmesi gerekiyor. Altyapısız ve yetersiz olmasının ele alınması gerekiyor. Antalya’yı marka olarak tanıtmamıza artık gerek yok. Antalya bu kabulü dünya pazarlarında gördü. Antalya’nın kabul görmesi gereken yeni olgu Antalya’da güzel otellerin dışında da çok şey varmış dedirtemiyoruz.
- Rusya pazarının bu sezon Antalya’ya zarar verdiği söylemlerine katılıyor musunuz?
Rusya pazarı Antalya’ya zarar verdi demek yüzyılın en cahilce sözü olur. Rusya turizmi Türkiye’ye sınıf atlatmıştır. Otelciliğe yeni vizyonlar gelmiş çok ciddi yatırımlar yapılmıştır. Turizm pazarı da insan hayatı gibi doğar, büyür, gelişir ve olgunluk sürecine girebilir. Rusya turizmi şuan bu olgunluk çağını yaşıyor. Rusya turizminde en derin neticelerin alınacağı bir sürece giriyoruz. Bu pazardaki en büyük sıkıntı gereksiz yere sadece Türkiye’ye şu kadar turist götürüyorum düşüncesiyle yola çıkıp Moskova’da fiyatları berbat eden tur operatörleridir. Gereksiz yere fiyat kırarak neredeyse cepten para ödeyerek turist sayısı yakalanmaya çalışıldı. Bu tabiî ki zarar verdi. Ruslar da Almanlaşmaya başladı. Birçoğunun çeyrek asırlık tatil tecrübeleri oluştu. Beklentiler Almanlarla aynı olmaya başladı. Plansız programsız her yere saldırıyoruz. Aşırı yatak kapasitesinden dolayı, müşteri gelsin de nerden gelirse gelsin diye her yere saldırmanın sonucunda plansızlığın ve projesizliğin sonucunu yaşıyoruz. Çoğu zaman talep alan bir otelin müşteri akışını yanındaki otelin çılgınca verdiği fiyatlar yıprattı.
- Antalya, kış turizminin olmadığı ama olması istenen bir şehir, bu konuda nerede hata yapıyoruz?
Tur operatörleri, yaşlanan toplum ve tüketici grubunun ortalama yaşının artmasıyla, gelir düzeyinin de orantılı artması gerçeği karşısında, ürün yelpazelerini ve pazarlama tekniklerini yeniden şekillendiriyorlar. 50 yaş üstü ‘Best Ager’lar gelecek yılların en büyük tüketici kitlesi ve aynı zamanda da Antalya’nın kış potansiyeli olabilir. Bisiklet ve yürüyüş yolları az, rehbersiz hareket etme alanı çok dar. Ulaşım tek boyutlu, tren ve deniz ulaşımı yok gibi… Genel olarak eksik peyzaj ve çevre düzenlemesi, aşırı betonlaşma, doğa tahribatı, tatil merkezlerinin arasındaki yetersiz ulaşım olanakları, görüntü ve ses kirliliği, tatilcilerin rahat bırakılmaması, hanutçuluk, eski otantik havanın kaybolması, çevre bilinci ve onun hayata geçirilmesi ve diğer sektörlerin de bu kitle için yeni ürünler dizayn ediyor olmaları (Lifestyle, gastronomi ve giyim sanayi gibi) gerekiyor.
- Antalya’nın turizm politikasını doğru mu? Dünyayla doğru iletişim kurabildik mi?
Antalya’nın en büyük eksikliklerinden biri Antalya’nın iletişim özürlü bir kent olması. Dünyayla iletişim yok. Dünya’ya sadece fotoğraf ve slogan gönderiyor. Dünyayla konuşan, muhabbeti olan, dünyayla gerçek anlamda göz göze gelerek insandan insana yapılan diyalog yok gibi…
- Peki, bu konunun Antalya’daki muhatabı kim sizce?
Antalya Ticaret Odası (ATSO) elbette ki. ATSO’nun bir duvarına büyük harflerle yazılması gerekir. Antalya ne üretiyor? On milyon turist geliyor ama yatak dışında onlara ne sunabiliyoruz? Turizm sayesinde Antalya’nın hangi ürünlerini marka yapabildik? Turistlerin önümüzdeki beş yıl için talepleri nedir? Böyle bir istatistik çalışmayı kim yaptı bu güne kadar? Var mı böyle bir çalışma ATSO’da… İşler kötü diyoruz ama müşteriyle konuşmuyoruz. Çok ciddi araştırmalar lazım. Buraya gelen insanlarla yüz yüze iletişime geçecek bir altyapı lazım. Herkes hep bir ağızdan hala turistleri eleştiriyor. Turist bile bazen bu beyanatlara gülüyor. Konu turizm olunca konuyla alakası olanda olmayan da beyanat veriyor. Protokol meraklısı bir toplum olduğumuz için yaşadığı alandan adımını atmamış insanlar bile cümleye ‘Türkiye turizmi’ diye başlayabiliyor. Türkiye’nin adıyla konuşmaya başlamak için bu konuda araştırmış olmak gereklidir. Her şeye rağmen Antalya için fark yaratmaya çalışan kişilerde var. Antalya Valisi Alaaddin Yüksel kendi olanaklarıyla Antalya’yı dünya pazarında kurumsallaştırdı. Antalya’yı herkesle yüz yüze konuştu. Antalya’nın ismini dünya pazarında bir noktaya getirdi.
- Otellerin “her şey dâhil konaklama sistemi” dejenere oldu mu?
Her şey dâhil sistem Türk turizminin tatlı belasıdır. Önceleri bunu da deneyelim diye girilen sonradan Avrupa’daki sosyal gelişmenin doğrultusunda hızlıca yayılan bu sistem ticari açıdan çok başarılı oldu. Ama doygunluk oluştu. Bu sistem turizmdeki bazı yetenekleri de turizmden kaçırdı. Bazı geleneklerimizi ve mutfağımızı öldürdüğünü düşünüyorum. Bazı işletmelerde çok fazla endüstriyalize olundu. Fabrikasyona geçildi. Bu tarihten sonra daha uzman ellerle kapasiteyi biraz azaltarak, bireysel tatil tadını arttırarak otellerimizin felsefesini de değiştirmemiz lazım. Deniz, kum ve güneş artık durağanlaştı ve otellerdeki ve çevresindeki aktivitesizlik turistlerin beklentilerine cevap vermemeye başladı. Daha az odalı doğayla birleşen tatiller popülaritesini arttırmaya başladı. Doğaya olan özlem hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Turist Antalya sokaklarındaki portakalın, limonun kokusunu duymayı istiyor ama betonlaşma bu imkânları hızlıca ortadan kaldırmaya devam ediyor. Turist daha çok okuyacak, sanatsal ve gerçek kültürel sunumlar talep edecek, hijyen beklentisinin yanında kendisine sunulan hizmetlerin sosyal niteliğini sorgulayacak. Bugün hangi turist bir Türkle aynı yerde eğlenebiliyor ya da yemek yiyor. Ya çok olağanüstü kalitesiz ya da ulaşmak çok zor. Bugün kimse Belek’ten 100 avro verip taksiyle 7 Mehmet’e gelmiyor. Ciddi bir ulaşım problemimiz var. Biz turisti otellere hapsettik. Turist otelde kalmak istemiyor.
Turistlerin en büyük şikâyeti otellerin çevresinde yürüyüş yolları olmaması. Bazı yerlere yürüyerek gitmek istiyorlar ama yürütmüyoruz. Anket sonuçları “Bizi otellere kapatıp, yedirip içirip, siz bizi tutuyorsunuz” şeklinde. Önemli sayıda turist rehbersiz hareket etmek istiyor. Otellerin önünde sadece taksilerin olması da turistlerin bir başka sorunu. Turist bir dünya insanıdır ve dünya kamuoyu orta direktir. Turistlerin ihtiyaçlarını karşılamadan sadece şikâyet ediyoruz.
- Turizm sektörü kendini yenilemeye tekrar mı başlayacak?
Antalya dünyanın getirdiği zorunlu değişimleri yapmadığı sürece geleceğini kaybedebilir. Şu an Antalya’da yaşayan herkesin iki sorumluğu vardır. Antalya için yapılan her iyi çalışma turistlerin gözünde Türkiye’nin karnesine işlenir. Antalyalı yatırımcılar gerçekleştirdikleri projeler ile hem Antalya hem de Türkiye için sorumluluk taşıdıklarını unutmamalıdırlar. Antalya artık profesyonellere yer açmak zorundadır. Bazı yatırımcılar profesyonellere önem vermeyerek sabah işe alıp, öğleden sonra netice bekliyor. Hiçbir oluşum için bütçe ayırmıyorlar. Otel müdürlerine “oğlum” diyen otel sahipleri de var. Bazıları otel şantiye şefini otel müdürü yapıyor. Doğayı bozan, insana saygısı olmayan, herkese emreden sadece parası olan otel sahipleri var. Jeeple dolaşmayı önemli insan olmak algıladıkları için kaybettikleri zaman en çok konuşanlar da onlar maalesef ki… Bunun yanında heyecanlı, duygusal, kalıcı, sürdürülebilir, içinde insan ve canlı sevgisi barındıran insanlar da burada var. Bunlar Antalya’nın gizli kahramanlarıdır. Antalya kamuoyu sadece belli yatırımları yapmış olanlara söz hakkı tanıyor. Hâlbuki işin uzmanları hiç konuşmuyor ve asıl kahramanlar onlar. Antalya’nın geleceğinden çok umutluyum. Bu küresel kriz sonrasındaki yapılanmada gerçekten turist sevgisi ve bilgisi olan kişiler hayatta kalacak. Bu kişilerin sektöre tekrar entegre edileceğini biliyorum. Çünkü paranın gücü dünyada sınırlandırılmaya başlandı. Paraya can verecek olan şey bilgili, saygılı, tecrübeli ve uzman kişilerin tekrar sektöre girmesidir.
- Beklentiler, paydalar, çıkarlar ve fikirlerin yeniden formatlandığı bu günlerde Antalya küresel şansını bilinçli ve tam olarak kullanabilecek mi?
Çalışma hayatımızda bütünsel anlamda odaklaşmaya, iletişimi iyileştirmeye, kurumsal amaçları belirlemeye, ülkesel, bölgesel ve yerel stratejik geri bildirim sağlamayı gerçekleştirmeden bazı projeler çok hızlı bir şekilde 'Çabuk olsun, yamuk olsun, benim adım konsun' düşüncesiyle yapıldı. Antalya'nın verimlilik endeksini yatırımlarla kıyasladığımızda düşük olduğunu görüyoruz. Her yıl mevcut kapasiteyi kullanamadığımız için yıllık 3-4 milyar dolar sadece kış turizminde kaybediyoruz. Ya, Avrupa’dan geri gönderilen meyvelerimiz, sebzelerimiz, yıllardır boş duran konutlarımız, apartmanlarımız… Zannedersem Antalya uzman kişileri pek sevmiyor. Danışmadan, sormadan, incelemeden yatırım yapıp kendine yeni ufuklar açacağına kendini ve geleceğini kilitliyor. Oysa Antalya’nın Türkiye'nin lokomotif kenti olması gerekir. Şimdi sıra bizim beynimizdeki pencereleri açmaya geldi. Sıra, yeni ürünler, yeni pazarlar, yeni piyasalar ve özellikle yeni kaynaklar yaratmaya geldi. Bunun için yeni kahramanlara ihtiyacımız var. Beynindeki pencereleri sonuna kadar açmış, küresel oksijenden sonuna kadar faydalanan, tüm bilinçsiz ve asılsız önyargılarını bu kış ayında beyin sobasında yakmış, kül etmiş verimli, yeni düşüncelerle donanmış, kuşanmış kahramanlar.
Eski kaynakları deforme edip, yeni gibi sunmak yerine, yeni kaynaklar yaratacak icraatçı orduların sektörel yeni piyasa akıncıları… Hazırlıklı olmalıyız. Dünyada yeni oluşacak uluslararası rekabet üstümüze yağmur gibi yağacak. Bu değişen süreçte her ürünün, her üretenin rekabet gücü ve direnci imtihandan geçecek. İnanın merak ediyorum, acaba Antalya ‘rekabet gücü’ ile yeni dünyadaki kriterlere gelecek beş, on, yirmi yıl içersinde ne kadar cevap verebilecek?


Hüseyin Baraner Kimdir?

1957 Çanakkale doğumlu olan Hüseyin Baraner, 13 yaşındayken Almanya’ya yerleşti. Ardından Almanya, İspanya ve İngiltere’de turizm eğitimi aldı. 1978 yılından beri turizm sektöründe olan Baraner uzun yıllar turizm yöneticisi olarak çalıştı. 4 yıldır TUI’nin Türkiye danışmanı olan Hüseyin Baraner, 5 yıldır da Avrupa Türkiye Turizm İş Konseyi Başkanı olarak görevine devam ediyor. www.tourexpi.com adlı sitenin de sahibi olan Baraner, turizmle ilgili gelişmelerde Antalya’yı yıllar öncesinden internete taşıyan isimlerden biri.

11 Mayıs 2009

AHMET BARUT



Akdeniz çanağındaki en güzel kıyılara sahip Antalya, yeni yatırımlar sayesinde hızla gelişiyor; iç ve dış turizm artıyor. Merkezde ve kıyı şeridinde her yıl yeni bir otel, yeni bir tesis açılıyor. Hal böyle olunca, dünya renklerine yolculuk misali, her türlü alternatifi içinde barındıran Antalya sektörel sorunların en çok hissedildiği kent… Turizm sektöründeki hızlı ilerleme, yeni fırsatlar oluşturmasına rağmen yeni sorunları da beraberinde getirdi. Mevcut yasaların zamana ayak uyduramaması ve sektördeki önlenemez büyüme yeni çözüm arayışlarının da sinyalini vermekte…
Tüm dünyanın küresel mali krizle mücadele ettiği son aylarda, Antalya turizmindeki kıpırdanmalar yeni umutların kaynağı oldu. Türofed Başkanı Ahmet Barut, bu yılki turist sayısında geçen yıla oranla çok fazla artış beklemememiz gerektiğini ama bunun yanında geçen seneki rakamları yakalayabileceğimizin de altını çizdi.
“Daha renkli, yaratıcı ve özgün bir Antalya, aynı zamanda daha güçlü bir Türkiye için en etkili çağrışım kaynağı olur” diyen Türofed Başkanı Ahmet Barut’la 2009 yazı için beklentileri ve mevcut durumun değerlendirmesini yaptığımız keyifli bir söyleşimiz oldu.

-Antalya turizmindeki küresel mali krizden etkilenme şu an ne durumda?
Dünyadaki ekonomik krizden turizmin etkilenmemesi mümkün değil. Dünya Turizm Örgütü’de yüzde 3’lük bir düşüş öngörüyor. Burada mühim olan bizim bu krizden mümkün olduğunca az etkilenmemizdir. Bu şansımızın da olduğunu düşünüyorum. Kendimize ve Türkiye'nin turizmdeki rekabet üstünlüklerine güveniyoruz. Türkiye, turizmde önemli birikime sahiptir. Bu özelliği iyi değerlendirildiğinde krizden en az etkilenecek sektör olma özelliğine de sahiptir. Ancak rekabet üstünlükleri, sürdürülebilir olduğu sürece bir anlam kazanır. Bizim gibi Akdeniz çanağında yer alan İspanya, Yunanistan, Mısır, Tunus gibi ülkeler turizm sektörlerine yönelik destek paketlerini açıkladılar ve uygulamaya geçirdiler. Artık biz de daha fazla gecikmeden hükümetimizden edindiğimiz pozitif yaklaşımlara paralel, sektörümüzün sorunlarına yönelik çözümleri içeren ve açılmış bir paketin acilen devreye sokulduğunu görmek istiyoruz.
-Bugün itibarıyla önümüzdeki sezonun doluluk oranı hakkında bilgi verebilir misiniz?
Bugün itibarıyla satışlara baktığımızda Avrupa satışlarının ve İngiltere satışlarının geçtiğimiz yıllara oranla normal olduğunu söylebiliriz. Avrupa genelinde kriz dönemini göz önüne alıp değerlendirme yapıldığında çok az bir düşüş olsada hala batı avrupa ülkelerinde geçen seneki rakamı yakalama şansımız mevcut. Biz bu röportajı geçen yıl yapıyor olsaydık ben kötü derdim. Çünkü geçen sene ki dünya konjonktürüne göre kötüydü ama bu yıl ki konjonktüre göre iyi diyorum. Küresel mali kriz olmasaydı bu yılda yüzde 8’lik bir büyüme bekliyorduk. Şuanki amaç geçen seneki rakamların altına düşmemek elbette… Doğu Avrupa’nın ne olacağı belli değil, Rusya en büyük ikinci pazarımız oldu ama belirsizlik devam ediyor. Özellikle Ukrayna’nın durumu belli… Bunun yanında İsraille yaşadığımız krizden dolayı, İsrail’den bir kayıp alma ihtimali söz konusu, eğer karşılıklı iki tarafın siyasileri havayı yumuşatmazsa olumsuz etkilenme ihtimalimiz kuvvetli.
-Turizm sektöründeki mevcut yasal düzenlemeler yeterli oluyor mu?
Turizm sektörüne ait bütün yasaların yeniden yapılandırılması gerektiğine inanıyorum. Hem konaklama sektörünü hem de tanıtımları içine alacak bir yeniden düzenleme yapılmalıdır. Sektörün geldiği büyüklük bir miktar daha disiplin altına alınmasını gerektiriyor. Türkiye’ye bir milyon turist geldiği zamanlarda uygulanan yasalar şimdi 26 milyon turist geldiğinde de uygulanıyor. En geç 10 sene sonra elli milyon turist ağırlayacak bir sektörün bu yasalarla idare edilmesi mümkün değil. Konaklama sektörünün örgütlenme sorunu, tanıtma sorunu ve diğer sorunları (iş yasası, yabancı çalıştırma mevzuat sıkıntıları, kıyı kullanımı hakları) göz önüne alarak yasal düzenlemeler yapmak lazım.
-Herşey dahil sistem, hem en çok eleştirilen hem de en çok tercih edilen sistem, siz ne düşünüyorsunuz?
Bu turizmin en çok konuşulan konusu gerçekten… Herşey dahil sistemi sektörümüzün gerçeklerinden biri. Son yıllarda sahil turizminde bu sisteme çok fazla talep var o yüzden de böyle bir arz yaratıldı. Yerli turistinde en çok tercih ettiği sistem herşey dahil sistemdir. Biraz daha az yaygın olsa otel açısından daha iyi olurdu. Çünkü aynı tarz tesis çok olursa fiyatla rekabet olmaya başlıyor. Eleştirim belki bu noktada olabilir. Farklı türlerde ve farklı konseptlerde otellerde rahatlıkla iş yapar. Herşey dahili de öcü gibi göstermemek lazım.
-Herşey dahil sistemi tercih eden müşteri zaten bellidir, diyebilir miyiz?
Bu sistemi tercih eden böyle bir müşteri kitlesi zaten. Dünyanın her hangi bir yerinden gelip, deniz kenarında bir süre dinlenip gitmek istiyor. Dönem dönem böyle bir tatili ben de istiyorum. Her hangi bir kültürle seyahatle uğraşmadan dinlenip gitmek istiyorum. Bunları küçümsememek lazım. Esnafa faydasına gelince, müşteriye otelde bulduğundan daha iyi bir ortam sağlayabiliyorsak zaten müşteriyi otelde tutmamız mümkün değildir. Yoksa da ‘niye çıkmıyor’ diye de o bölgenin insanı kendini sorgulamalıdır. Yaz aylarında ailelerin sayısı daha fazladır ve iki çocuklu bir aile çok fazla mobil olamaz. Bu da otelde kalmalarında ciddi bir faktördür. Ayrıca otellerin alışveriş yaptığı kişilerde yöre esnafı ve her yıl tonlarca kalem ürün alınıyor. Bu rakam hiç de azımsanacak bir rakam değildir.
-Sizce turistlerin otelden çıkmama sebepleri nedir?
Temalı bir park, farklı bir alışveriş kompleksi, çok iyi gsatronomi, spor faaliyetleri ya da bir eğlence merkezi turistlerin ilgisini çekebilir. Aspendos festivali gibi düzgün organizasyonlar da müşteriyi tesis dışına çeken aktiviteler. Bu tarz yatırımların yapılması müşterinin otelden çıkması için bir sebep olacaktır. Benim istediğim de bu zaten… Bir insan otele değil, bölgeye gelsin. Kemer’e gelicem hangi otelde kalayım demesi gerekirken, x otele geliyorum, yeri nerdeymiş diye haritaya bakmaları olmaması gereken bir durumdur. Ama maalesef şuan bunu yaşıyoruz.
-Turizm sektörünü en çok etkileyen olaylar nelerdir?
Kriz aslında bir günde başlamadı. Çok uzun zamandır kendini hissettiriyordu. Tatilde ne kadar harcayacağını bilmek isteyen turist özellikle herşey dahili tercih ediyor ve etmeye de devam edecektir. Fiyat kalite dengesi son derece kaliteli Türkiye’de… Ödediği paranın karşılığını alan bir kitleyle karşı karşıyayız. Bu da, bu yıl kriz ortamında bizi tercih sebebi yapıyor. Türkiye sağlam temeller üzerine oturmuş bir ülkedir. Uçak kazasının değil ama Davos krizinin etkileyeceğini düşünüyorum. Üst düzey politikacıların karşılıklı havayı yumuşatmaları gerekir. 530 bin İsrailli turist gelen bir ülkeyiz ama şu an beklemedeyiz. Belli bir süre sonra sektör devreye girecek, bakanlık devreye girecek, ona göre reklam, PR yapacak ama şu an İsrail’in eski hızına ulaşması için havanın yumuşaması şart gibi görünüyor. –
-Tanıtım ve PR çalışmalarının yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?
Türkiye’de tanıtıma ciddi bir kaynak ayrılıyor. Bakanlık bütçesinden daha fazla özel sektör kaynak ayırıyor ama bir koordinasyon eksikliği söz konusu. Bunun içinde hem kamunun hem özel sektörün temsil edildiği, kaynak ayırdığı tanıtım ve PR çalışması yapmak lazım. Özellikle bölgesel tanıtım yapılması gereklidir. Daha sonra işletmeler kendi tanıtımlarını yapmalıdır. Türkiye’nin marka değerini arttırmaya yönelik çalışmalar yapmalıyız. Benim de öncelikli hedefim bu yönde..
-Şezlong yasası olarak bildiğimiz TCK’nın 154. maddesindeki son durum nedir?
Kamuoyunda şezlong yasası olarak bilinen Tapu Kadastro Kanunu'nun 12. maddesi ve TCK'nin 154'üncü maddesi gereğince kıyılara yönelik kullanım hakkını suç gösteren yasada değişikliğin bizim arzu ettiğimiz hali geçen hafta oldu. Turizm çok hızlı büyüdüğü için mevcut yasalarla ancak idare edebiliyoruz. Mevsimsellik sorunuyla ilgili düzenlemelere ve iş kanununun yenilenmesine de acil ihtiyaç vardır. Bu yıl yüzde 13’lük bir büyüme sağladı ve hızla büyümeye devam ediyor. Beklentilerin bu kadar büyük olduğu bir sektöre de bazı adımların hızla atılması gerekiyor.
-Avrupa Birliği üyesi olmamamız markalaşma yönünde bize engel teşkil ediyor mu sizce?
AB üyesi demek belli standartların oluştuğu ülke demek ama biz zaten turizm de belli standartları yakalamış bir ülkeyiz. Özellikle bu yıl AB üyesi olmamamızın avantaj sağladığını düşünüyorum. AB üyesi ülkelerdeki ekonomik döngüye katılmamış olmamız turizm için fayda sağladı. Fiyatların da bir miktar daha makul olmasını sağladı. Özellikle İngiliz ve İskandinav ülkelerine kıyasla bizim için şuan bir avantaj yaratmış durumdadır.
-Kriz ortamının daha hafif atlatılması için hükümetten beklentileriniz var mı?
Sezona ufak kayıplarla başladık ama hala geçen yılki rakamlara ulaşma şansımız olduğunun altını çizmek istiyorum. Bütün rakip ülkeler kriz paketlerini açıkladılar. Kendi sektörlerini koruyacak adımları atıyorlar. Bu konuda biz de hükümetten gerekli desteği bekliyoruz. Türk turizmine son yıllarda yapılan milyarlarca dolarlık yeni yatırım ve yapısı gereği ağırlıklı olarak mevsimsel olması sebebi ile tüm ayakları (oteller, acenteler, tur operatörleri ) kış aylarında finansman ihtiyacı içindedir. 54 sektöre iş veren turizm, unutulacak değil bilakis öncelik verilecek sektör olmalıdır. Turizmdeki olası bir daralma önlem paketindeki birçok noktayı anlamsız kılacaktır Turizm iyi olmadan diğer sektörlerin iyi olma şansı yok. Özellikle işletmeleri korumaya yönelik bütçeler ayrılması hükümetten beklentimiz…
-Antalya’nın kış turizminin hareketlendirilmesi için sizce neler yapılmalıdır?
Öncelikle yaz performansı beklememek lazım. Ama kışın da ilkimsel şartlar değerlendirilebilir. Kışın yapılacak olan festivaller, gastronomiye önem verilmesi ve bunların duyurulması konusunda farklı bir yol izlenmesi turizmi hareketlendirecektir. Bunun yanında kongre turizminin canlandırılması için 5000 kişilik bir kongre merkezi yapılabilir, yine fuarcılık konusunda da biraz daha atak yapabilir ve tüm bunlar toplandığında kışında bir hereketlilik söz konusu olabilir. Belek’in haricinde hiçbir yerde golf yok. Çevreye zarar vermeden golf yatırımları yapılabilir. Temalı park kışın talep görecek bir unsur. Alışveriş de bir fark yaratmak bir kitle oluşturabilir. Gastronominin müşteri çekecek kadar cazibesini arttırması gerekir. Bunun yanında tur operatörleri uçak sayılarını azaltıyorlar. Türk Hava Yolları’nın Antalya’ya ağırlık vermesi gene çok önemli bir faktör olur. Kışın açık kalan tesislere belli vergisel kolaylıklar sağlanırsa daha fazla otel açık kalacaktır ve yatırım yapılacaktır. Kışı cazip hale getirmek için hem özel sektörün hem de devletin yatırım yapması lazım. Yoksa bu rakamlarla bu şekilde gitmeye devam ederiz.

AHMET BARUT KİMDİR?

09.10.1963 yılında Antalya’da dünyaya geldi. İlköğretim ve Lise eğitimini (Antalya Lisesi) 1980 yılında Antalya’da tamamladı. 1981-1982 yıllarında Viyana Goethe Institut’de Almanca eğitimi aldı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, İngilizce Ana Bilim Dalından 1987 yılında mezun oldu. 1987 yılından bugüne aile mesleği olan otel işletmeciliği yapmaktadır. Evli ve 2 çocuk babası olan Ahmet Barut, Antalya’nın ve Türkiye’nin en köklü otel gruplarından olan ve 7 adet oteli işleten Barut Hoteller Grubu yönetim kurulu üyeliğini sürdürmekte, iyi derecede Almanca ve İngilizce bilmektedir. Ahmet Barut ayrıca meslek örgütlerinde de aktif rol almaktadır. 1993-1999 yılları arasında Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) yönetim kurulu üyeliği, 1999-2003 yılları arasında yönetim kurulu başkanlığı yapmıştır. 2004’den beri de Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) başkanlığını yürütmektedir. Bunun yanında Turizm Yatırımcıları Derneği (TYD) Yüksek Danışma Kurulu üyesidir. Ahmet Barut ayrıca; Fenerbahçe Spor Kulübü, 1907 Fenerbahçeliler Derneği, İstanbul Atlı Spor Kulübü, Antalya Skal Clup üyesidir.